|
Gölgesinde otur amma Yaprak senden incinmesin. Temizlen de gir mezara Toprak senden incinmesin.
Yollar uzun, yollar ince Yol kısalır aşk gelince Yat kurban ol İsmail'ce Bıçak senden incinmesin.
Burdayım de ararlarsa Doğru söyle sorarlarsa Tabutuna sararlarsa Bayrak senden incinmesin.
İl göçsün göçtüğün vakit Yol yansın geçtiğin vakit Suyundan içtiğin vakit Irmak senden incinmesin.
Toz konmasın sakın sana Hakkı geçer halkın sana Gücenmesin yakın sana Uzak senden incinmesin. Abdurrahim Karakoç |
|
Dünya! Güya Kalabalıkmışsın, Yalan! Hiç bu kadar Yalnız olur muydum(?) O kadar Kalabalık olsan! ..
Sebahat Mayda Yavuz |
|
Hayatı, En ince dalından Yakala bebeğim, Hayatın en ince Dalıdır sevgi, Alçakgönüllü, Kolay eğilen, Ama; Kolay kırılan...
Sebahat Mayda Yavuz |
|
Misafir Kalem
Bir adam Oturmuş, Seyrederken denizi Köşkün penceresinden, Belki; şiir yazıyordu Martılara, Az uzağında Çöpleri karıştırırken Ben,
Gördüm; Utandım Aklımdan geçenlerden; ''Tövbe'' dedim Affet Allah' ım; Hem beni, Hem o kulunu sen! ..
Sebahat Mayda Yavuz |
|
Misafir Kalem
"İşte gidiyorum çeşm-i siyahım, Önümüzde dağlar sıralansa da" Bu türkü alır götürür beni bilmediğim diyarlara. Yüreğim büyük bir fırtınadan çıkmış kadar yorgun düşmüş yine. Aşkın ıstırabına, aşkın eziyetine katlanamamanın mahcubiyetini yaşar kendince yüreğim yine. "Bağladım canımı zülfün teline, Sen beni bıraktın elin diline." Fedakarlıklar, gözyaşları, yüreğimin onca fırtınalara göğüs germesi boşa çıkmış yine. Onca gözyaşı sevgilinin elinin tersiyle silinip atılmış. Yapılacaklar, yapılanlar... Her şey bir anda yok olmuş. "Sermayem derdimdir, servetim ahım Karardıkça bahtım karalansa da" Dert çekildikçe anlaşılır aşkın yüceliği. Aşığın maşuğa attığı her ok can acıttıkça güle dönüşüverir ancak. Ey yürekleri yerinden oynatan aşk! İstediğin zaman vezir, istediğin zaman rezil eden o kuvvetli duygu. Nerdesin? Sevgiye aç yüreklerin kanayan yaralarını durdur. Ey sevgili! İnsanı; bazen kendisine bile yalan söyletecek kadar kepaze bazen de bir sihirli sözcükle pembe hayallere kaptıracak kadar riyakar yapan ey aşk! Nerdesin? Her acı çekişte, her gözyaşı döküşte yüreğimin kasılmalarına ortak olan aşk? Ey sevgili, yangınlarımı söndürecek iksirin nerede? Nerede beni hayata sıkıca bağlayacak olan aşk! Nerdesin ey aşk! Bulsana beni! Terk edilmişlerin arasındayım. Kimsesizlik sarmış ruhumu. Yalnız, çaresiz ve en önemlisi aşksız. Atan her kalbin sensiz hayat bulamayacağını bilmiyor musun? Ey sevgili! Bilmiyor musun yüreği kasıp kavuran her fırtınanın ardından bir meltem rüzgarı gibi şefkatlice okşayan sevgiliyi? Kimi zaman uçsuz bucaksız çölleri aştıran, kimi vakit o kocaman dağları deldiren o müthiş duygu, nerdesin? Yüreğim, benliğim, her şeyim nerdesin? Bazen her şeye boyun eğdiren, gururu ayaklar altına aldıran, varlığı, gayeyi yok eden o yüce duygu. Bahar seninle tanıştıktan sonra mı güzelleşti. Yoksa sen gelmeden önce da güzel miydi? Her şey senin varlığına mı bağlı? Farklı boyutlarda, yaratıcının verdiği o müthiş duyguyla... Beşeri aşkı tatmadan ulaşabilir miydi acaba insanoğlu ilahi aşka? Sevme ve sevilme duygusu seninle mi anlam buldu yoksa? Benliğim, varlık sebebim, her şeyim... Nerdesin? Nerdesin? GÜL DEMİRKIRAN
|
On dört asır evvel, yine bir böyle geceydi, Kumdan, ayın ondördü, bir öksüz çıkıverdi! Lâkin o ne hüsrandı ki: Hissetmedi gözler Kaç bin senedir, halbuki, bekleşmedelerdi! Nerden görecekler? Göremezlerdi tabî'î: Bir kerre, zuhûr ettiği çöl en sapa yerdi; Bir kerre de, ma'mûre-i dünyâ, o zamanlar, Buhranlar içindeydi, bugünden de beterdi. Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta; Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi! Fevzâ bütün âfâkına sarmıştı zeminin, Salgındı, bugün Şark'ı yıkan, tefrika derdi.
Derken, büyümüş, kırkına gelmişti ki öksüz, Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi! Bir nefhada insanlığı kurtardı o ma'sûm, Bir hamlede Kayserleri, Kisrâları serdi! Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, dirildi; Zulmün ki, zevâl aklına gelmezdi, geberdi! Âlemlere rahmetti, evet, Şer'-i mübîni, Şehbâlini adl isteyenin yurduna gerdi. Dünya neye sâhipse, onun vergisidir hep; Medyûn O'na cem'iyyeti, medyûn ona ferdi. Medyûndur o ma'sûma bütün bir beşeriyet... Ya Râb, bizi Mahşer'de bu ikrâr ile haşret.
Mehmet Âkif Ersoy
Hilvan, 11 Rebiülevvel 1347 |
|
(Misafir Kalem)
Oydu, beni şefkatle yürekten kucaklayan.
Yapmacıktan değilde, gerçekten sarılan.
Saçlarımı kırılmasın diye, incitmeden tarayan.
Ecel, sana doyamadan geldi aldı babam.
Dolanırdım etrafında sevgiye susadığımda.
Baktığında bana gül açılırdı sanki yanağımda.
Dağ vardı sanki arkamda, dayanıyordum korktuğumda.
Şimdi o dağ yıkıldı da yaslanamıyorum babam.
Başına gelmeyenler bilemezler bu acıyı.
Dindiremedim yüreğimdeki bu bitmez sancıyı.
Gözyaşım akmaz oldu artık, içime attım anıyı.
Bağırdım çağırdım ama duymadın ki babam.
İyilikti, sevgiydi, saygıydı bana öğrettiği
Sadece ben değildim ki sözünü dinlettiği
Kardeşlerim de hissetti bu eksikliği
Sen gittin ya bizlerde sevgin kaldı babam
Ferhat ettim dağlar, taşlar duysun diye.
Yoldum saçlarımı bir daha uzamasın diye.
Uzandım yanına, tabutuna beni de koysunlar diye.
Yeşermiş fidanların hep soldu, kurudu ya babam.
Soner ÇAMLIDAĞ |
|
|