Anasayfa Bölüm Bloğu

Bölüm Bloğu Düzeni Örneği (SSS bölümü)

Araç Park Usulü PDF Yazdır e-Posta
Dr. H. Emin SERT tarafından yazıldı.   
Pazar, 21 Ağustos 2011 00:17
Asıl şoför araç park etmesinden belli olur. Arabayı park ederken, kimseye mani olmamak ve mani oldurmayacak yeri belirlemek önemlidir. Yayaların yürüyüşüne engel olmak da insani bir park usulü değildir.
Aracı çıkışa hazır şekilde park etmek gerekir. Çıkışa uygun park etmenin bir çok faydaları vardır. İlk olarak araba öne doğru daha rahat kullanılır. İkinci olarak acil bir durum olursa çıkış kolay olur. Üç, çıkarken yeni çalışan soğuk motor ile manevra yapma zorluğundan kurtulmak mümkündür.
Aracınız çıkış yönüne park edilirse her an kullanıma hazır şekilde makam aracı gibi sizi bekler haldedir.
Son Güncelleme ( Pazar, 21 Ağustos 2011 20:41 )
 
Mahkeme ve Adalet PDF Yazdır e-Posta
Dr. H. Emin SERT tarafından yazıldı.   
Pazar, 31 Temmuz 2011 16:14
Vatandaşlar arasında çözümlenmesi mümkün olmayan konular mahkemeye intikal eder. Mahkemeler; hangi konuda, ne kadar sürede, adaleti ne kadar tecelli ettirebilmektedir? Netice hükümler toplumdaki huzur ve mutluluğu sağlamada ne kadar etkilidir? Bu soruların cevabının bir kısmı, kanunlar ve kanunların ihtiyaç ve beklentiye uygunluğu ile yakından ilgilidir.
Daha önceki dönemlerde "cemiyet adamı kimliği" birçok hususun mahkemeye intikaline ihtiyaç olmadan çözümlenmesini sağlardı. Bu sistem devre dışı kalınca her ihtilaf mahkemeye intikal etmeye başladı. İş yükü artan mahkemeler, hem zaman hem de tetkik ve tahkik noktasında konulara derinlemesine nüfuz etmekte zorlandılar. Netice hükümler sadra şifa olmaktan ziyade ihtilafın bazen derinleşmesine bile sebebiyet vermektedir. Zira beklentisi karşılanmayan taraflar kendi usulleri ile meseleye müdahil olunca iş daha da çıkmaza gidebilmektedir.
Son Güncelleme ( Pazar, 31 Temmuz 2011 20:31 )
 
Görev ve Sorumluluklar PDF Yazdır e-Posta
Dr. H. Emin SERT tarafından yazıldı.   
Pazar, 24 Temmuz 2011 15:16
Aile, iş ve toplumda görev ve sorumluluklar iyi belirlenmelidir. İyi belirlenip kabullenerek yapılmayan görevler, bazı algılama problemleri yaşatabilir.
Kurum kültürünün oturduğu yapılarda görev ve sorumlulukların büyük ölçüde belirlidir. İş yapana fazla yüklenmek, geçiştirme mizacındakileri devre dışı bırakmak grup içi problemlerin yaşanmasına sebep olabilir.
Evdeki iş bölümü ve beklentiler, aile ve çevre itibariyle değişebilir. Bu durum konuşulabilmeli, kabullenilemeyen beklenti içine girilmemelidir.
Kadın, erkek, küçük, büyük, ev sahibi misafir arası sağlıklı ve kaliteli iletişim, görev ve sorumlulukların daha etkili yerine getirilmesine katkı sağlayabilir.
 
Her Şeyin Bir Sebebi Vardır PDF Yazdır e-Posta
Dr. H. Emin SERT tarafından yazıldı.   
Cuma, 17 Haziran 2011 12:15
Hayatta sebepsiz bir şey yoktur. Her şeyin bir sebebi vardır. Bazen bu sebepler bilinir, bazen bilmezlikten gelinir. Bazen insan bildiği sebebi kendine bile itiraf etmekten çekinir.
İnsanın kendini tanıması, kendi ile barışık olabilmesi iç hesaplaşmanın sağlam bir çizgide devam edebilmesi ile mümkündür.
Sebepler âleminde sebeplere tevessül etmeden yol almak ve neticeye varmak çok defa mümkün değildir. Ama oyunun kurallarının haksız bir zeminde oluşturulması, "tünel açma" gibi zor bir işe girişmeyi gerektirebilir.
Son Güncelleme ( Çarşamba, 29 Haziran 2011 18:10 )
 
LİYAKAT SENDROMU PDF Yazdır e-Posta
Dr. H. Emin SERT tarafından yazıldı.   
Salı, 29 Mart 2011 09:16
Misafir Kalem
Hafızasındaki ve hayatındaki yerini arada bir hatırlasa da; -Toplum yaşantısında ve sosyal devlet anlayışında çok önemli bir kavram olsa gerek liyakat- diyordu. Özellikle devlet kurumlarındaki hizmetin icrası noktasında, işe ehil insanların iş başında olmaları günlük yaşantısını kolaylaştıracağı gibi sosyal adalet ve toplumun önünün açılması açısından oldukça hassas bir durumdu.
Kişide aradığı liyakat kriterlerinin başında; insanın şahsiyeti, iş becerisi ve idari melekelere sahip olması geliyordu. Nitekim Hz. Peygamberin bu konudaki "İşi ehline veriniz!" sözleri konunun hassasiyetini açıkça ortaya koymaktaydı.
Siyasette aranan kriterlerin en başında tercih edilen kişinin maddi ve demografik gücü ön plana çıkarken, bürokraside ise beceri ve şahsiyetten önce siyasi çevrelere ve siyasetçilere olan biyolojik, ideolojik yakınlık en belirleyici özellik olarak ön plana çıkmaktaydı.
İşte bundandır ki toplumda bir kargaşa, ortamıdır sürüp gitmektedir. Seçilenlerin seçim sırasındaki söylemleri ile seçildikten sonraki icraatlarının bir biri ile örtüşmemesinin ana nedeni "liyakat" sorunuydu. Seçim öncesi kutsadıkları halkı, seçim sonrası güruh olarak gören siyasilerin toplumun sinesine kazıdıkları bu derin tırnak izlerinin ana nedeniydi liyakat sorunu.
Devletin icra makamlarındaki insanların o makamlara layıkıyla değil de siyasi tercih ile getirilmeleri o makamları ve buna bağlı olarak ta devletin kalitesini zayıflatmaktaydı. Kalitesi zedelenmiş bir devlet ise insanlar arasında umut ve güvensizlik sorununu ortaya çıkarmaktaydı.
Bütün yol boyunca, beynini yerinden söken fikir kasırgası ile çalmıştı Yüce Meclisin kapısını. Çalıştığı iş yerinde haksızlığa karşı dik durduğu için amirleri ile ters düşen ve bu davranışından dolayı ise cezalandırılan bir Devlet Memurunun sığındığı ilk kapılardan birisi olmuştu siyaset. Hani şu seçim meydanlarında ahkâm kesen, güzel sözleri ile gönüllere taht kuran vekil vardı ya, işte ilk işi o vekille durumu paylaşmak olacaktı.
Kapı önünde karşılanacağını zannederek gittiği meclis odasında yüzüne bile bakılmamasının şokunu üzerinden atamamıştı bir süre. Henüz sözlerine yeni başlayacaktı ki; "O şahıs benim yakın akrabamdır." denilerek söyleyeceklerinin belli bir edep ve düstur çerçevesinde söylenmesi ince bir siyaset sanatı ile suratına bir şamar gibi çarpılıyordu.
Çalıştığı iş yerinde yapılan bir haksızlığa karşı çıktığı için kınama cezasına çarptırıldığını ve ardından da iş yerinin çalışma ortamına uymadığı için kitabına uydurularak yerinin değiştirildiğini anlatmaya çalışıyordu. Üstelik bütün bunları çıkmamış candan umut kesilmez edasıyla anlatıyordu vekile.
Meseleyi derinlemesine anlatma fırsatı verilmese de yüzsüzlük edip anlatmıştı sonuna kadar. Meramını anlatmayı bitirmesinin hemen akabinde telefonla şikâyetçi olunan kişi aranıyor ve mesele bir de onun ağzından dinleniyordu. Kısa bir duraksamanın ardından ise hüküm veriliyor ve haksız ilan edilerek oradan uzaklaşması kibarca isteniyordu. "Ama efendim, bizim oylarımızla geldiniz buralara!" diyerek yapılan haksızlığı, adaletsizliği anlatmaya çalıştıysa da "Ben dişlerimle, tırnaklarımla yerleri, şartları tırmalayarak buralara geldim." denilerek ağzının payı veriliyor ve oracıktan uzaklaştırılıyordu.
Bu muydu hak, bu muydu adalet? Bunları vicdan sahibi bir insan nasıl yapabilirdi? Nasıl hesap vereceklerdi zamanı gelince halka ve Hakka? Odadan çıkarken kimin vekil, kimin asil olduğu beyninde şimşekler gibi çakıyordu. Ama yapacak bir şey yoktu. Adalet dedikleri, demokrasi dedikleri bu olmalıydı her halde. Liyakat dedikleri bu olmalıydı...
Aslanlar beslenmeden kargalara yem düşmeyeceği doğanın bir kanunu değil miydi zaten. Sessizce mırıldandığı "isyanlı sükût" şiiri ile ağır ağır indiği meclis merdivenlerinden dışarıya çıkıyor ve büyük bir huşu ile terk ediyordu şehri(!)

Yürüdü kör topal çıktı şehirden
Ağzına küfürler doldu zehirden
Salladı elini, vazgeçti birden
"Oy" dedi yutkundu eğdi başını...

Hamdi ÜLKER

 

 
« BaşlatÖnceki1234567SonrakiSon »

JPAGE_CURRENT_OF_TOTAL

Kimler Sitede

Şu anda 21 konuk çevrimiçi

Dr. H. Emin SERT'in resmi web sitesidir.