Anasayfa Hayatın Akışı

Hayatın Akışı

TEVHİT İNANCI, HAYATIMIZA YANSIMALIDIR Array Yazdır Array  ePosta

Tevhit inancı, müslümanın bütün hayatını kapsamalıdır. Birlik ve vahdet manasına gelen gelen tevhit, inananın günlük hayatında da kendisini göstermelidir. Bilgi ile düşüncenin, öz ile sözün, inanç ile davranışın uyumu da buna dâhildir. Bu noktadaki taviz, ferdî ve sosyal hayatın çıkmaza girmesine sebep olmaktadır.

İnanç; bilgi, düşünce ve davranış birliğini doğrudan etkileyen bir değerdir. Doğru bilgiye dayalı düşüncenin, ilâhî ve dinî hakikatlerle buluşması inanç sahasını oluşturur. İnançtaki uyum ve birlik, davranışlara yansımadığında, inanan insanın hayatı anlamsızlaşmanın yanında birçok problemi de beraberinde getirir.

Kişinin hayatında kabul, tutum ve davranış, bir noktada buluşmadıkça, tutarlı bir yapı ortaya çıkmaz. Fert ve toplum hayatındaki parçalanmışlıklar, kişinin kalp, beyin ve davranışlarındaki tutarsızlıkların yansımasıdır.

 
İSLAM’DA KUL HAKKI Array Yazdır Array  ePosta
Toplumsal güvenin oluşması için; hak, adalet ve ehliyete riayet şarttır.

İslam Dini, sosyal hayatı sağlıklı bir temele oturtmak için kul hakkına büyük ehemmiyet vermiştir. Zira hakka riayet edilmeyen toplumda yaşamak ızdırap haline gelir. Bu noktada hakkın takibini yapmak durumunda olan hukuk sistemine büyük görevler düşmektedir. Geciken adalet, adalet olmadığı gibi, mazlumun hakkını teslim etmeyen hukuk da haklara sahip çıkmıyor demektir.

Modern hukukun da kabul ettiği ‘Cezada aslolan caydırıcı olmakdır’ kaidesince İslam hukuku, kul hakkına tecavüz suçlarına büyük cezalar öngörmüştür. Bu cezaların bir kısmı fiziki ve maddi, bir kısmı da manevidir. Maddi ceza, tazminat, kısas, tahzir, haps gibi cezalardır. Manevi olan ceza ise, inanan kimse için büyük mana ifade eder. Zira suçlu hak sahibiyle helâlleşmediği sürece Allah’ın affından yararlanamaz. Bir Müslüman için Allah’ın mağfiretinden mahrum kalmaktan daha büyük bir ceza olabilir mi? Ayrıca İslam hukukuna göre hakka tecavüz edenin şahitliği kabul edilmediği gibi, devlet hizmetlerine de tayin edilmez.

 
AŞIRI MENFAATÇİLİK VE EGOİSTLİK Array Yazdır Array  ePosta

Bu yazımda toplum hayatımızdaki birçok problemin asıl kaynağı olduğu halde, pek dikkate almadığımız aşırı menfaatçilik, egoistlik ve münafıklık konusu üzerinde durmak istiyorum. Bu konu kimlikleştirme noktasında biraz tehlikeli olduğu için Hz. Peygamber bunların vasıfların bildirmiş ve Müslümanların dikkatli olmasını istemiştir.

 
SORUMLULUK BİLİNCİ Array Yazdır Array  ePosta

Sorumluluk bilinci, dünyada hatasız yaşamak için gerekli bir tutumdur.

Sorumluluk, kişinin üzerine aldığı her şeyden hesap vermeye hazır olması demektir. Sorumluluk almış insan, hesap verir; kendi bilincinin, gücünün ve kendi eyleminin sınırları içinde olaya sahip çıkar. Sorumluluk bilinci, kişinin olgunlaşma sürecinde, nerede olduğunun en iyi göstergesidir. İnsan, bir şeyi yapmaya karar verdi mi, sonuna kadar gitmeli; ama yaptığı şeyden sorumluluk almalıdır. Bir insanın, kararlarının sorumluluğunu kabul etmesi demek, o kararlar uğruna ölmeye hazır olması demektir.[1] Ölüm bilincine sahip insan, yaptığı her şeyin hesabını verme şuuruyla yaşamalıdır.

 
BİLİNÇLİ VATANDAŞ-SAĞLIKLI TOPLUM Array Yazdır Array  ePosta

Aynı dil, tarih ve kültürel arka plan ile aynı coğrafyayı paylaşıp bir bayrak altında yaşayan insanlara vatandaş denir. Bir aile için ev ne ise, bir toplum için de vatan odur. Ailede herkesin görev ve sorumlulukları olduğu gibi, aynı bayrak altında yaşayan insanların da hak ve vazifeleri vardır. Biraz daha özele iner ve genele çıkarsak, bir kişi için beden ne ise insanlık için dünya odur. Her fert kendini, insanlığın bir parçası ve dünya üzerinde özel vazifesi olan biricik mesul kişi olarak hissetmelidir. Kur’ân’da insanın halife olarak yaratılmasının (Bakara, 2/30; Sâd, 38/26) anlamı da bu çerçevede şekillenmelidir.

İyi ile kötü arasına yerleştirilen insanın kendi içinde bile hoşlanmadığı bazı şeyler cereyan etmektedir. Ama bu hiçbir zaman normal dediğimiz kişilerde, asıl dengeyi ve kişiliği zedeleyecek duruma gelmemektedir. Dolayısıyla yaşadığımız dünya, ülke veya çevrede de bazı sıkıntılar olabilir, önemli olan bunların düzeltilmesi yolunda gayret göstermektir. Dinimizin emri maruf nehyi anil münker (iyiliği yaygınlaştırıp, kötülükten uzaklaştırmak) vazifesi de bu noktada ihmal edilmemelidir. Yani her şeye rağmen doğruların yanında olup bilinçli bir tavır ile yaşamak, sağlıklı bir toplum olabilmek için kaçınılmazdır.

 
Kime İtimat Edeceğiz Array Yazdır Array  ePosta

Nefsine galip gelemeyenlerin, ne kendilerine ne de toplumlarına faydası olabilir.

Her şey kontrolüne verilen insanın,

dikkatsizlikleri sonucu meydana gelen deformasyondan şikayet hakkı yoktur.

Son günlerde bilhassa temel dini konularda yapılan farklı açıklamalar, halkımızın kafasını ciddi şekilde karıştırmış gibi görünüyor. Bu durum daha önce de var olan, önemli bir problemin net bir şekilde gündeme gelmesine sebep oldu. “Kime itimat edeceğiz?”

 
TOPLUMUN AHLAKÎ GENLERİ İLE OYNANIYOR Array Yazdır Array  ePosta

İnsanlık tarihi, son dönemlerde çık hızlı bir değişim geçiriyor. Bilişim teknolojileri toplum mühendisleri elinde şekil kazanıyor. Bu gidişe bilinçli bir değer kazandırmak gerekmektedir.

Belli hassasiyeti olan insanlar, bu değişim sürecini yönetemeyince, olumsuz sonuçlardan bütün toplum ciddi şekilde etkileniyor ve daha da etkileneceğe benziyor.

Yasaklama anlayışı ile bir yere varmak mümkün değildir. Zaten insan içselleştirmeden yasaklanan şeye karşı daha düşkün olabilmektedir. Değer yargıları ve inanç bu noktada devreye girmektedir. Dolayısıyla şikayet yerine, üretim yapmak zorundayız.

Değer yargıları, zamanla kültürel hassasiyetlere uygun olarak şekillenir. Her bir sahne veya bilginin insanın değer yargılarının oluşumuna olumlu veya olumsuz bir etkisi söz konusudur. Olumsuzluklara ilk anda tepki gösterilmez ise zamanla kanıksama meydana gelmektedir. Kanıksamanın sonraki safhası ise normal olarak algılamadır.

Toplumun bozulmasından şikâyet etme yerine sağlıklı ve haklı tepkileri ön plana çıkarmak gerekmektedir. İlk anda tepki gösterilmeyecek olursa zamanla bazı olumsuzluklar normal olarak algılanmaya başlar. Toplumun ahlaki genleri de böylelikle olumsuz bir değişime sürüklenmiş olur.

Düşünce yapıları, davranışa geçmedikçe bir açılım gerçekleşmez. Düşünce ve davranış uyumu bu noktada önem arz etmektedir. Söz ve davranış uyumu olmadıkça da modelleme sistemi sağlıklı şekilde işlemez.

Algılama sistemleri, eğitim ve gelişime uygun olarak kullanılmalıdır. Bu da etrafımızda olup bitenlere yakın ilgi duyup çözümleme yapmamızı gerektirmektedir. Aksi halde sonucundan hepimizin şikâyetçi olacağı olumsuzlukları yaşamamız kaçınılmaz hale gelir. Bir zamanlar fotoromanlar ile yapılanlar şimdi diziler ve filmler ile yapılıyor.

Basın, yayın, TV programları ve internet, çocukların ve büyüklerin düşünce yapılarını ciddi şekilde etkilemektedir. Zamanında güzel örnekler ortaya koyamaz isek bazı olumsuzluklardan etkilenme durumunda kalmamız kaçınılmazdır.

Son zamanlarda çekilen bazı dizilerdeki çapraşık aile içi iletişimler yukarıdaki başlığı atmama sebep oldu. Adam başkasıyla evli ama ilgi duyduğu ve düşüp kalktığı başka birileri var. Ve bu durum rol gereği çok masum şekilde gösteriliyor. Böylelikle aile ve nikâh bağlarının çok da önemli olmadığı anlayışı empoze edilmeye çalışılıyor. Bu kötü örneklere artırmak mümkün…

Gayri meşru ilişkiler ve kazanılan çocuklar, çok masumane bir çerçevede verilebiliyor. Evlilik öncesi beraberlikler sıradan gösteriliyor. Zengin veya sanatçı (!) her türlü gayr-i meşruluğu işleyebilir anlayışı şuur altlarına işleniyor.

Sanal âlemde insanlar, huzur ve mutluluk arar iken evdeki huzur ve mutluluklarını kaybetmektedirler. Yakınımızda bulunan insanlara verdiğimiz ilgi ve değer gittikçe azalıyor. Uzakta olan hatta tanımadığımız kişilere verdiğimiz ilgi ve değer artıyor. Aslında belki bir araya gelme ihtimalinin bile olmadığı nice iletişimler söz konusu…

Şehirlerarası otobüslerde izlemek durumunda kaldığımız çoğu filmlerdeki bazı sahneler yüzümüzü kızartacak cinsten olabiliyor. Geleneksel tepkisizliğimizden dolayı, bazıları bunlardan bütün yolcuların haşlandığını zannediyor. Ama sessiz çoğunluk bazı dengeleri aslında değiştirebilecek güçte… Bu noktada bilinçlenme süreci iyi işletilmeli ve sivil toplum kuruluşları ciddi sorumluluklar üstlenmelidir.

Hassasiyeti olan insanlar, çocuklara ve ailelere dönük sağlıklı üretim yapmak durumundadır. Eğitim faaliyetleri, dönemin ve kişilerin ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde olmalıdır. Açılım ve çözüm, ihtiyaç hissettirme, ilgi uyandırma, sağlıklı ve doğru bilgileri zamanında örnekleme sistemi ile kazandırmadan geçiyor.

Çocukların ilgileri iyi kullanılmalıdır. Çocukların bilgi ve hayal dünyalarını değerlerimize uygun şekilde hazırlayıp geliştirecek ürünler geliştirmek de sorumluluk noktasındakilerin vazifeleri arasındadır. Eğitimde lokomotif olmak durumundayız. Bunu yapamayacak olursak en azından alternatif üretmek zorundayız.

Değerlerimize uygun eserler üretmek durumundayız. Gençlerin iç dünyalarındaki problemlere açılım sağlayacak, modelleme yapılabilecek kitaplar yazılabilmelidir.

İnsanların bir araya gelip dert ve sıkıntılarına çözüm üretebilecekleri yapılara şiddetle ihtiyaç var. Bu noktada sivil inisiyatif devreye girmelidir. Hassasiyeti olan insanlar sinerji üreterek birbirlerini güçlendirmelidir. İletişimin gücünü kullanabilmek gerekir. Muhatap kitle ila sağlıklı iletişimler her iki tarafı da güçlendirir.

Toplumun önünde olan insanlar şikâyet etme yerine iş ve proje üretmek zorundadırlar. Bu sorumluluğu taşımayacak olursak, hesabını veremeyeceğimiz bur duruma düşebiliriz.

“Müsademe-i efkardan barika-i hakikat doğar” özdeyişini hayata geçirmemiz gerekiyor. Bu noktada her birimize ciddi yükümlülükler düşmektedir. Birbirimizi cesaretlendirip sağlıklı oluşumlara imza atmak durumundayız. İnsanî ve sosyal gelişimimiz için buna ciddi ihtiyaç var.

 
İNSAN ve DUA Array Yazdır Array  ePosta

“İnsan manevi varlığı olan ruhu vasıtasıyla,

 ilahi kapıya dua ile ulaşabilir.”

 

Günlük dünyevi meşguliyetler, inanan insana bile bazen Rabbini unutturmaktadır. Ama her birimizin başına bir felaket, sıkıntı geldiğinde hemen O’nu hatırlarız. Adata keyfimiz yerindeyken O’ndan uzaklaşır, dert ve bela karşısında Allah’ı hatırlarız. Sanki bazı bela ve musibetler ahiret gününün sahibi ve yaratıcımızı hatırlamak için bir vesile hizmeti görürler. Maddi alem içindeki insan, dua ile manevi alemlerle irtibat kurabilmekte ve gerektiğinde Rabbinden yardım alabilmektedir.

İnsanların bu durumunu Rabbimiz şu ayetlerde hikaye etmektedir. “De ki: "Kendinizi bir düşünür müsünüz, Allah'ın azabı başınıza gelse veya kıyamet başınıza kopsa Allah'tan başkasına mı dua edersiniz? Eğer doğru söylüyorsanız söyleyin bakalım!" Doğrusu yalnız O'na dua edersiniz. O dilerse yalvardığınız belayı üzerinizden kaldırır ve o an O'na koştuğunuz ortakları unutursunuz.”[1] Evet bir çoklarımız, gerek kendimizde ve gerekse başkasının sıkıntı ve musibetinde bu durumunu gözlemlemişizdir. Musibet anında değer verdiğimiz her türlü maddi unsurları unutur sadece Yaratıcımıza sığınırız.

Asıl dua, ibadet ile birleşince ortaya çıkar. Nitekim namaz sonrası tespih ve Hz. Peygamber (s.a.v.)’in okuduğu dualar bu kabildendir. İbadetine dikkat edip dua edenler hakkında hüsnü zan beslemek asıldır. “Dua mü’minin silahıdır” hadisi bu açıdan da değerlendirilebilir. Nitekim “Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste” atasözü buna da telmihte bulunmaktadır. “Rablerinin rızasını isteyerek, sabah-akşam O'na dua edenleri yanından kovayım deme! Sen onların hesabından sorumlu değilsin, onlar da senin hesabından sorumlu değildirler ki, biçareleri kovup da zalimlerden olasın.”[2] İnanan kişinin her duası samimi, ihlaslı ve içten olmalıdır. “Rabbinize yalvara yalvara ve için için dua edin! Gerçek şu ki, Allah sınırı aşanları sevmez.”[3] Ancak bu ayettede görüldüğü gibi, Allah’ın ölçülerine riayet etmeyenlerin sevilmediğine dikkat çekilmesi orijinallik arz etmektedir.

Bilhassa inanan insanların hayatlarını hatasız yaşayabilmeleri için Yaratıcılarıyla gerçek bir bağ olan duaya gereken değer ve önemi vermeleri gerekmektedir. “Ey insanlar, sizi ve sizden öncekileri yaratmış olan Rabbinize kulluk ve ibadet ediniz ki, gerçek korunanlardan olasınız!”[4] Duanın gerçek boyutunun kulluk ve ibadet ile ortaya çıkacağını bu ayet bize göstermektedir. İbadet ve kulluk olmaksızın yalın dua insanı her iki alemde huzura kavuşturmaktan uzaktır.

Duanın kabulü için de bazı gereklilikler vardır. Zulüm ile dua bir arada bulunmaz. Küfür ve haddi aşmak manalarına da gelen zülüm, gereken tavır ve davranışların sergilenmemesi, ehliyet ve liyakate riayet edilmemesi manalarına da gelmektedir. Bu manada fitne ve bozgunculuk fert ve toplum hayatını derinden yaralayan bir hastalıktır. “Islah edilmesinden sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Allah'a sorumluluk bilinci halinde ve (rahmetini) umarak dua edin. Muhakkak ki iyilik edenlere Allah'ın rahmeti çok yakındır.”[5] Yeryüzünde fitne çıkarıp bozgunculuk yapmak ve teröre giden yolu açmak fert ve toplumları, Allah’ın rahmetinden uzaklaştırır. Duaların kabulü ve ilahi rahmete mahzar olabilmek için salih amel, güzel ve örnek davranışlar gereklidir.

Hayırlı bir iş yaparken dahi onun ilahî rızaya uygun olması için dua edilmelidir. Nitekim İbrahim (a.s)’ın duasını Rabbimiz ibret için bizlere şöyle hikaye etmektedir. “Ve o zaman ki, İbrahim Beyt'in temellerini yükseltiyordu. İsmail ile birlikte şöyle dua ettiler: "Ey Rabbimiz, bizden kabul buyur. Çünkü daima işiten, daima bilen Sensin ancak Sen!”[6]  Beytullah gibi ebediyete kadar Müslümanların kıblegahını inşa ederken yapılan duadaki ihlasa dikkat edelim. Allah hiçbir zaman kibir ve gururu sevmez. Her ne kadar iyi iş yaparsak yapalım, bu noktada acziyet ve mahviyete dikkat etmemiz gerekmektedir.

Allah kuluna yakındır. Yeter ki kul ona yaklaşmak istesin. Nitekim Yaratıcımız “Şayet kullarım Beni senden sorarlarsa gerçekten Ben çok yakınım. Bana dua edince duacının duasını kabul ederim; O halde onlar da Benim davetime koşsunlar ve Bana layıkiyle iman etsinler ki, doğru yola gidebilsinler.”[7] O’na gereği gibi iman ve salih amel ile dünya ve ahiret hayatını huzurlu geçirmemiz temennisiyle.



[1] Enam Suresi 6/40-41.

[2] Enam Suresi 6/52.

[3] Araf Suresi 7/55.

[4] Bakara Suresi 2/21.

[5] [007.056](AU)

[6] Bakara Suresi, 2/127.

[7] Bakara Suresi, 2/186.

 
« BaşlatÖnceki123456SonrakiSon »

Sayfa 1 > 6

Kimler Sitede

Şuanda 106 konuk çevrimiçi

Dr. H. Emin SERT'in resmi web sitesidir.