Toplumsal Gelişim
|
Misafir Kalem Dr. Abdurrahman Daş F.Üni. İlahiyat Fakültesi
Bu ePosta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
İnsanoğlunun ömrü yıllarla ifade edilse de sonuçta sayılı günlerden meydana gelmektedir. Yakınımızdaki eş dost ve akrabalarımızdan niceleri sessizce aramızdan ayrılıp, ebedi dünyaya göç ettiler. Hal böyle iken günün birinde hiç beklemediğimiz bir anda sıranın kendimize geldiğini anlarız. Fakat bunu düşünmeye dahi vakit ayıramıyoruz!. Bize bahşedilen ömrümüzü meşguliyetle, telaşla, oyalanmakla geçirdiğimiz gibi, daha dün diyeceğimiz kadar kısa bir sürenin geçtiğini sanıyoruz. Hey hât!, Vah vah! Demek ki benim de fani ömrüm sona yaklaştı. Acaba Bana verilen bu ömür nimetinin hakkını verebildim mi? Yaptıklarımın hesabını verebilecek kadar yüzüm ak, içim huzurlu ve güven içerisinde olan kişiler arasında olabilir miyim? Daha bunun gibi binlerce soruyu kendisine yöneltip, aklını başına almalı, kendine sahip çıkmalıdır. Asli vazifemizi, dünyaya geliş gayemizi asla unutmadan. İnsan, bu dünyaya boşuna gönderilmemiştir. Nitekim akıl sahiplerine hitap eden Kur'an-ı Kerim: "İnsan, kendisinin başıboş bırakıldığını mı sanır!" buyurmaktadır.. Elbette bu ilahî sorunun cevabı hayır! Olacaktır.
|
|
|
Misafir Kalem
Bugün tıp otoritelerinin de kesin olarak tespit etmiş oldukları bir hakikat vardır. Bu gerçek, evlilik sonucu dünyaya gelen aynı yumurtanın ikizlerinden (sayısı 2, 3, 4 vs. olabilir önemli değil.) herhangi birisi güldüğünde, diğer ikiz kardeşleri de gülerek aynı tepkiyi gösterip gülmeye başlıyor. Bir diğeri ağlayınca, koro halinde diğerleri de ağlamaya, eğer durgun ve sakin bir hal hâkim ise, cümle ikizler de bu tabloya ram olup, uyum sağlıyorlar. Allah'ın verdiği bir meleke, kabiliyet ve his duygusudur. Bu gibi hadiselere güleriz, ya da şaşkınlığımızı gösterir, Allah Allah! deyip her şey yaradan Allah'ın elindedir deyip, sırrını ona havale ederiz. Bu ikizlerden ibret alınca hemen dünyada var olan diğer ikizler! Aklımıza gelmiş olmalı değil mi? Meselâ; Ermenilerin yapmış oldukları katliamları, cinayetleri, zülümleri ve attıkları iftira ve yalanları görmemezlikten gelen batılı odaklar, Türk'ün Tarihinde asla söz konusu olamayan "soykırım" suçlamasıyla iftira atmaktadırlar. Bu şer odakları hep birlikte aynı safsata ve yalan, asılsız iftiralarla Türk Milletini ve onun şanlı tarihini töhmet altında bırakmaya, çalışmaktadırlar. Kendi meclislerinde hep birlikte bu konuda suçlayıcı kararlar almakta, adeta birbirileriyle yarışmaktadır.
|
|
Kötü yönetici, çalışanların kalp krizi riskini artırıyormuş. Evet, kötülük, ortama olumsuz enerji yayar. Bu tür kişiler ile insan bir arada bulunmak rahatsızlık vericidir.
Aile veya iş yerindeki gerginlik ortamları da aynı şekilde kişilerin enerjisinin israf olmasına sebep olur. Aslında hiç kimse bir davranışı salt kötü olduğu için yapmaz. Ama sağlıklı bilgi ve danışmanlık sistemi çalışmayınca, hangi davranışın nasıl sonuçlar getireceğini fark edemeyenler, hem kendilerine hem de kurumlarına kötülük yaparak riskli bir yola girerler.
Kötülükleri iyilikle ortadan kaldırabilmek de ayrı bir maharet gerektirir. İyilik ise ortama güzel enerji yayar. İyi yöneticiler ile çalışabilmek hem kurum, hem çalışan için bir ayrıcalıktır. "İnsana iyilik yaraşır, görse de ikrah, Zira doğruların yardımcısıdır, Hz. Allah!" Biz "iyilik yap denize at, balık bilmezse Hâlık bilir" diyen bir kültürün mensuplarıyız. Bunun yanında "İyiliğe iyilik, her kişinin kârı, kötülüğe iyilik "er" kişinin kârı" sözümüzde dikkat çekicidir. Kötülüğün Riski-İyiliğin Gücü |
|
2010 Avrupa Kültür Başkenti olan İstanbul'da tarihi ve kültürel değerlerimizi yansıtacak "İnsanî ve Sosyal Gelişim Müzesi" veya müzelerimizin içinde böyle bir kısım ile ciddi bir tanıtım altyapısı oluşturabilir. Burada, tarihi kişilikler, Türklere aile insani ve sosyal değerler canlandırılabilir. Tablolar, şiirler, tarihi kesitler ön plana çıkarılabilir.
|
|
İnsanlar farklılıkları değerlendirebilirse sağlıklı açılım yapabilirler. Gerçekçi olursak, her insan diğerinden farklı olduğuna göre, ortaya konulan eserler de haliyle farklı olacaktır. Bu farklılık toplumsal hayatta daha çok kendini gösterir. Farklılıklardan enerji ve sinerji üretebilen yapılar, sağlıklı ve güçlü olurlar. Önemli olan farkları bir hedefe dönük olarak entegre kullanabilmektir. Bu noktada gücü yanlış ve şahsi menfaatlere göre kullanmaktan ortaya çıkacak problemler olabilir. Bencillik insanlığı rencide eden bir tutumdur. İnsana huzur yerine aslında rahatsızlık verir. Ama çokları bunu anlamak istemez.
Toplumun katmanları arasında farklılıkların olması çok tabiidir. Önemli olan bir vücudun azaları gibi her bir katmanın kendi sahasında hizmet üretmesidir.
|
|
Kültürel Birikim, insanlığı daha iyiye taşıyabilmek için kullanılabilmelidir. Edebiyat, ortak insani üründür. İsteyen herkes ondan istifade edebilir. Sanat, insanın ortaya koyduğu bir eserdir. Sanatın sınırları aşan bir boyutu vardır. Mimarinin dilini iyi kullanabilenler, müthiş mesajlar verebilirler. Süleymaniye, Piramit, Mesnevi artık bütün insanlığındır.
|
"Vasıflı insanın en önemli özelliği, iradesine hâkim olabilmesidir."
Toplumun katmanları arasında sağlıklı bağlar kurulamadığında toplumda kırılma noktalarının oluşması kaçınılmazdır. Fakir bir toplumda zengin olunabilir, fakat zengin olarak yaşanamaz. Sokakların emniyetinin sağlanamadığı bir toplumdaki zenginlik çok da bir mana ifade etmese gerektir. Mal ve can emniyeti huzur ve mutluluğun asgarî şartıdır.
Toplumun katmanları arasındaki dengesizlik, herkesi zor durumda bırakmaktadır. Bu dengesizliklerin ortadan kaldırılabilmesi için sosyal gelişme kaçınılmazdır.
"Bilimsel üretimlerin hayata aktarılması için köprüler oluşturmak gerekmektedir."
"Toplumsal gelişme, milletler arası gerilik ve ilerilik farkları; yöntemli veya yöntemsiz çalışmadan kaynaklanır."
İnsani gelişim, sosyal gelişime de katkı sağlamalıdır. Doğru hedeflere iyi motive olabilmek sağlıklı gelişime hizmet eder.
|
|
Sosyal mutluluktan mahrum olanlar, cemiyet içinde yalnız kalırlar. Bazıları eğlence, alkol ve uyşturucu gibi maddelerle hayal aleminde yaşamayı kurtulul gibi görürken, maddi ve manevi hayatlarını da perişan ederler. Bazıları da biyolojik hayata verdiği önemi manevi hayata vermediğinden kaybetmektedir. Emir, yasak ve sorumlulukların olmadığı bir toplum hayatı sözkonusu değildir.
Bunların hatları ne kadar belirgin ve toplumun üyeleri tarafından ne ölçüde benimsenerek hayata aksettirilecek olursa, o toplumdaki uyum ve toplumsal barış da o kadar sağlam olmaktadır.
Homojen olmayan toplumlardaki hoşgörü ortamı, homojen toplumlardaki uyum ve müeyyideleri bazen olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Çünkü mükellefiyetlerin sosyal nizamın korunması noktasında önemli fonksiyonları vardır.
|
|
|
|
|
|
|
Sayfa 1 > 3 |
|