Site Rengi

Dr. Hüseyin Emin SERT, İnsani ve Sosyal Gelişim Uzmanı, İNSGEM Resmi Web Sitesi

DEĞERİMİZİ DUAMIZ BELİRLER

  • 06 Mayıs 2008

Dua, Yüce Yaratıcı’ya bağlılık noktasında bütün kültürlerde vardır. Günlük hayatta hiç ummadığınız kişilerin arabaya vs. besmele ile bindiğine çok defa şahit olmuşsunuzdur. İşte bu fıtratın dirilişi ve harekete geçişidir. Her insanda aslında ulvi varlığa bağlanma ve sığınma ihtiyacı söz konusudur.Cenazelerde ve bazı zor durumlarda insanların belli belirsiz dualar okuduğunu fark edersiniz.

Müslüman için dua, Kur’ân ve sünnette yerini bulan bir ibadettir. Günlük hayatın birçok noktasında; yatarken, kalkarken, namaz sonrası, helâya girerken ve çıkarken okunacak dualar bile Hz. Peygamberden rivayet edilmektedir. Dua, müslümanın hayatının ayrılmaz parçasıdır.

 

Çünkü dua, kul olmanın ve inancın en temel unsurlarındandır. Bir ibadet ve davranış biçimi olarak dua, insan hayatında önemli bir yere sahiptir. İnsanlar arzu ettikleri ve ihtiyaç olarak gördükleri pek çok şeyi şu ya da bu şekilde inandıkları yüce Varlık’tan isterler. Ancak dua ve diğer ibadet anlarında, özellikle de namaz kılma sırasında, kişilerin mümkün olduğu ölçüde günlük hayattan ve dünya işlerinden uzaklaşması gerekmektedir. Bu günlük hayattan uzaklaşma, ruhun özlediği manevi âlemle buluşma olarak değerlendirilmelidir. Bu ulviliğe erişen insanların hayatları daha bir anlam kazanmaktadır.

Duaların kabul olunması için dürüst, müslümanca bir hayat ve samimiyet gerekir. Bunu şu ayet-i kerimeden anlıyoruz; “Allah buyurdu ki: Dualarınız kabul edildi. Dürüst olmaya devam edin, doğru ve istikamet üzere olun ve sakın bilmezlerin yoluna tabi olmayın” (Yûnus, 10/89). Demek ki duaların kabul edilmesi, dürüstlük ve istikamet üzere olmakla yakından alakalıdır. Ayrıca cahillerin sözlerine de aldanmamak gerekmektedir. Hakiki müminler hata yapmaktan ve cehenneme düşmekten şiddetle çekinirler ve “Onlar, “Rabbimiz! Bizden cehennem azabını uzaklaştır; doğrusu onun azabı sürekli ve acıdır. Orası şüphesiz kötü bir yer ve kötü bir duraktır” (Furkan, 25/65, 66) demek suretiyle, o azaptan kurtulmak için de Rabb’lerine yalvarırlar.

Kur’an’da birçok Peygamber’den dua örnekleri bizlere takdim edilmektedir. Mesela Hz. Adem ve Hz. Havva Validemiz;“Ey Rabbimiz, kendimize yazık ettik. Şayet sen kusurumuzu örtüp bize merhamet buyurmazsan, en büyük kayba uğrayanlardan oluruz” (Araf, 7/23) diyerek mağfiret dilemişlerdir.

“Duâ müminin silahı, dinin de direğidir.” Peygamber efendimiz, “Allah-ü teâlâya günah işlemeyen dil ile duâ edin!” buyurunca, böyle bir dilin nasıl bulunacağı soruldu. Bunun üzerine “Birbirinize duâ edin! Çünkü ne sen onun, ne de o senin dilinle günah işlemiştir” buyurdu. Duanın halis niyetle yapılması gerekir. Allah-ü teâlâ, “Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, kabul edeyim. Çünkü bana ibadeti bırakıp büyüklük taslayanlar aşağılanarak cehenneme gireceklerdir” (Mümin, 40/60)  buyurdu.

Duâ şartlarına uygun yapılmalıdır. Duanın kabul olması için iki şey gerekir. 1-Duâ ihlas ile yapmalıdır. 2-Yediği ve giydiği helalden olmalıdır. Dua ihtiyacı gideren, saâdete kavuşturan kapının anahtarıdır. Bu anahtarın dişleri, helâl lokmadır.

İnsan nankördür. Çoğu defa ihtiyaç halinde dua eder, sonra unutur gider. “İnsana bir sıkıntı dokunduğu vakit, gerek yan yatarken gerek otururken, gerek dikilirken, Bize dua eder durur; kendisinden sıkıntısını gideriverdik mi sanki kendisine dokunan o sıkıntı için Bize yalvarmamış gibi geçer gider. İşte o müsriflere yaptıkları işler, böylece güzel gösterilmektedir” (Yûnus, 10/12). İnsan olabilmek vefa üzere yaşamakla mümkündür.

Bir sohbette Dr. Hüseyin Ağca’nın “Ana baba duasının dağları erittiğine inanırım” demesi çok dikkatimi çekmişti.Yüce Allah haccedenlerin içtenlikle yapacakları duaları geri çevirmez. Peygamber Efendimiz; “Haccedenler ve umre yapanlar Allah’ın misafirleridir. Kendisine dua ederlerse, dualarını kabul eder, Bağışlanma dilerlerse onları bağışlar” buyurmaktadır.

Dualarımız neden kabul olmuyor?

İbrahim b. Edhem, Basra çarşısında gezerken şöyle bir soruya muhatap olmuş: “Ey Ebu İshak! Allah, Kur’an’da ‘Bana dua edin, dualarınızı kabul edeyim’ buyuruyor. Biz dua ediyoruz; ama Allah dualarımıza karşılık vermiyor.” Bunun üzerine İbrahim b. Edhem şöyle buyurmuş: Çünkü sizin kalplerinizi on şey öldürmüş: Allah’ı biliyorsunuz; ama O’nun hakkını vermiyorsunuz, eda etmiyorsunuz… Kur’an’ı okuyorsunuz; ama onunla amel etmiyorsunuz… Allah Resulünü sevdiğinizi iddia ediyorsunuz; ama O’nun sünnetini terk ediyorsunuz… Şeytanın, düşmanınız olduğunu iddia ediyorsunuz, sonra da ona uygun hareket ediyorsunuz… Cennete istekli olduğunuzu ifade ediyorsunuz, onun için çalışmıyorsunuz… Cehennemden korktuğunuzu söylüyorsunuz, ondan kaçmıyorsunuz… Ölümün hak olduğunu söylüyor; fakat onun için hazırlık yapmıyorsunuz… İnsanların ayıplarıyla uğraşıp kendi ayıplarınızı unutuyorsunuz… Allah’ın nimetlerini yiyor; fakat şükrünü eda etmiyorsunuz…

İnsanı Rabbi katında değerli kılan duasıdır. “(Resûlüm!) De ki: (Kulluk ve) duanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin?” (Furkan, 25/77). Dua manevi hastalıkları da tedavi eder. Kalbi, Kur’an-ı Kerim okumak, az yemek, geceleri nafile namaz kılmak, iyi ve temiz huylu insanlarla birlikte olmanın yanında sabahları dua ve niyazda bulunmak diri tutar.

Günümüz müslümanı hayatında duaya nasıl bir yer veriyor? Dualar içtenlikle mi yapılıyor? Yoksa namaz sonraları bile duayı ihmal mi ediyoruz? Dualar gafletle mi yapılıyor, yoksa bilinçle mi? Bunun toplumda, ailede, iş yerinde ne gibi yansımaları oluyor. Bugün en büyük derdimiz gaflet, dolayısıyla dualarımız da bir formaliteden öte geçemiyor. Bir yandan nefsimizin dilediği gibi yaşıyoruz, Allahın istediği gibi değil, öbür taraftan gafletle dua edip tesir etmesini, isteğimizin kabul olmasını bekliyoruz. Allah bizim kuralımıza göre iş yapmıyor, kendi kuralına göre iş yapıyor. O halde O’nun kurallarına göre kulluk ve dua etmemiz gerekiyor. Bazı insanların arabaya binerken besmele çekmesi, maşallah demesi, gibi sadece alışkanlık, kültür ve folklorik bir yaklaşım duanın tesirini yok ediyor. Özellikle bazı çevreler, bu tür şeyleri folklorik hale getirmek için çalışabiliyor. Yani bazıları bilinçli olarak toplum mühendisliği yapıyor.

 Tabi bu durum inancı zayıf veya şüpheli kesimlerde daha yaygın, yani bazıları dini, bir tür hurafeler yığını gibi göstermeye çalışıyorlar. İçteki inanma ihtiyacını, samimi ve içten olmayan duayla tatmin etmeye çalışmak, insanı hakiki huzura götürmez.

Gerçi bazı dindar insanlar duayı ve besmeleyi hatırlamazken diğer bazılarının besmeleyi ihmal etmemesi de fıtratın uyanışı ve kişinin sığınma ihtiyacının da bir göstergesi olabilir.

Buluşma ve ayrılma anlarında söylenen selam ve dua merkezli ifadelerin yerini yabancı ve sahte ifadelerin alması ayrı bir toplumsal hastalık. “Allaha emanet ol”, “Allaha ısmarladık” gibi duaların yerine bye vs. gibi bizim dilimiz, dinimiz ve kültürümüzde karşılığı olmayan deyimler yozlaşmanın boyutlarını göstermektedir. Evet, hedef anlaşılıyor, Dilimizi yozlaştırıp, dini ölçüleri günlük hayattan silmek…

Biz bir ayeti kerime ile sohbetimizi neticelendirelim. “Sabah akşam Rablerine, O’nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte candan sebat et. Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan çevirme. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, kötü arzularına uymuş ve işi gücü aşırılık olan kimseye boyun eğme” (Kehf, 18/28). Bunları yapabilirsek özlediğimiz verimli toplumsal huzura kavuşabiliriz. Allah katında dualarımızla değerli olabilmek temennisiyle…

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Bir Yorum Yazın