Site Rengi

Dr. Hüseyin Emin SERT, İnsani ve Sosyal Gelişim Uzmanı, İNSGEM Resmi Web Sitesi

İ. Gazâli’nin Bazı Mektupları

  • 01 Aralık 2008
Musullu Ebû Hâmid Ahmed b. Selâme’ye yazmiş olduğu bir mektubunda şu ibareler yer almaktadir:
Va’z ve nasihat yapmak ise, ben böyle birşeye nefsimi lâyik görmüyorum. Çünkü vaizin zekât nisâbina mâlik olmasi icin verdiği va’z ve nasihati nefsinde tatbik etmesi şarttir. Nisaba sahip olmayan bir kimse nasil zekât verebilir? Ancak avret yerini örtecek kadar bir elbiseye sahip olan bir kimse, nasil olur da başkalarinin avret yerlerini kapatmaya kalkar? Eğri bir ağacin gölgesinin doğru olmasi mümkün müdür?
Allah Teâlâ Hz. İsa’ya şöyle vahyetmiştir: ‘Evvelâ nefsine va’z et, eğer nefsin kabul eder de, islâh olursa ondan sonra başkalarina va’z et. Aksi halde benden utan!’
Ebû Nasr Fazl b. Hasan b. Ali el-Mukri der ki: Ebû Hâmid Muhammed Gazalinin huzuruna vedâ etmek icin vardim. Bana şöyle dedi: ‘Bu mektubumu el-Beyhaki’ye götür. Mektupta Tüs şehrinin evkaf müdürü olan Azizden şikayet var.
Şikâyet edilen Aziz el-Muin’in yeğeni idi. Onun icin kendisine şunu söyledim: ‘Muin bir zamanlar bu yeğenini vazifeden tard etmişti. Fakat Herat’ta Muin’in yaninda bulunduğum bir zaman zat-i âlinizin imzasini taşiyan bir medhiye ile el-Ummâni et-Tûsi, Aziz icin şefaata geldi. İmzali kâğitta sizin Aziz’i medh edişinizi okuyunca onu affetti’. Bu sözlerimden sonra Gazâli şöyle dedi: ‘Mektubumu Muin’e verdikten sonra kendisine şu misralari oku:
Bizim başimiza gelen zulmün bir benzerini görmüş değiliz; Bize kötülük yapildiği halde şükretmeye zorlaniyoruz.
Gazâli’nin cağdaşlarina hitaben kaleme aldiği mektuplardan biri ise şudur:
Rahmân ve Rahim olan Allah’in adiyla başlarim.
Alemlerin rabbine hamdolsun. Takva ehline güzel sonuclar, zâlimlere ise, Allah’in düşmanliği olsun! Rasüllerin efendisi Muhammed Mustafa’ya, onun âline ve ashabina salât ve selâm ol­sun!
Büyük kadi Mervan vasitasi ile Emir’ud-Devle Mutemed’ul-Mülk ile aramda büyük bir dostluk oluşmuştur. Bu dostluk, yakinlik ve karabet yerine gecmiş ve yaklaşmamiza vesile olmuştur. O akrabama takdim edeceğim en büyük hediyem şübhesiz kendisini Allah’a yaklaştiran, cennet-i âlâya girmesine vesile olan bir nasihattir. Çünkü âlim kişilerin nasihattan başka verebilecek hicbir hediyesi olamaz.
Onun da buna karşilik olarak bana yapacaği en büyük hizmet, takdim edeceği eti gÜ2Gİ hediye dünya zulmetlerinden uzak bir kalp ile o nasihatimi dinlemesidir. Kendisini ikaz ederim:
Yaninda kalp erbabindan olan insanlarin hürleri ayrildiği zaman, kerim ve akillilar zümresini tercih etsin. Onlardan olmaya gayret sarfetsin.
Allah Rasûlü’ne en şerefli insanin kim olduğu sorulduğu za­man ‘En müttaki olan7; ‘O halde en akillilari kimdir?’ sualine de ‘Ölümü en cok hatirlayan7 diye cevap vermiştir.
Başka bir hadiste de şöyle buyurulur: ‘Akilli o kimseye denir ki, nefsini hesaba ceker ve ölümden sonraki âlem icin azik hazırlamaya bakar. Ahmak o kimsedir ki, nefsinin dizginini siğinmak, basiret gözünü acmali ve yarini icin ne hazirladiğina dikkat etmelidir.
O günde nefsine şefkat ve merhamet edecek O’ndan başka hic­bir şeyin olmadiğini bilmelidir. Yaptiklarini ve yapmak istedikle­rini dikkatle kontrol etmeli… Eğer dünya evinin imarina calişiyorsa, nice zâlimlerin evleri ile birlikte nasil helâk olduk­larina bir bakmalidir.
Yahut şu kimse gibisini (görmedin mi) ki, duvarlari, catilari üstüne yiğilmiş (alt-üst olmuş) issiz bir kasabaya uğramişti.
(Bakara/259)
Eğer bir su getirmek ve bir nehrin faydali bir hâle getirilme­sine calişarak faydali iş yapma havasina bürünmüşse, daha nice muattal kuyular ve kanallar olduğuna dikkat etmelidir.
Nice memleketler vardir ki zulüm yaparken biz onlari helâk ettik de, damlari cökmüş, duvarlari üzerlerine yikilmiştir; nice kullanilmaz olmuş kuyu ve nice (issiz kalmiş) sağlam köşk vardir!
(Hac/45)
Eğer bir bina yapmak azminde ise, hassasiyetle tamir edildiği halde sakinlerinin bölük bölük göc edip gitmeleriyle boş kalmiş ve icinde fanilik rüzgâri kalmiş nice kuvvetli temellere sahip bina­larin olduğunu görmelidir. O sarayin etrafindaki bağlarin ve bos­tanlarin bakimi ile meşgul ise, o zaman şu ayet-i kerimeye kulak vermelidir.
Böylece biz onlari (Firavun’u ve kavmini) bostanlardan ve pinarlardan; hazinelerden ve o güzel yerden cikardik.
(Şuarâ/57-58)
Gördün ya, biz onlari senelerce yaşatsak, sonra tehdit edil­dikleri (azâb) kendilerine gelse, o yaşadiklari zevkin kendile­rine hicbir faydasi olmayacaktir.
(Şuarâ/205-207)
Allah korusun, kişi eğer zâlim bir sultanin hizmetindeyse, şu
liadis-i şerife kulak vermelidir.
Kiyamet gününde Allah’in tellâli şöyle cağirir: ‘Zâlimler ve onlarin yardimcilari nerededirler?’ O zâlimlerle, dünyada onlara divit uzatan veya kalemlerinin ucunu sivrilten veya daha başka hizmetlerinde bulunan herkes huzura getirilir. Hepsini ateşten yapilmiş bir tabuta korlar ve cehenneme atarlar.
Sonuc olarak Allah’in koruduğu kimseler haric bütün insan­lar Allah’i unuttuklari icin Allah tarafindan da unutulmuşlardir. Ahirete hazirlik yapmaktan – yüztjevirniişler ve bu o ün gayeleri mülk edinmek, makamlara konmaktir. Demek ki Mutemid’ul-Mülk Emir’ud-Devle makam ve servet hevesinde ise muhakkak hadis-i şerifte vârid olan şu mânâya kulak vermelidir.
Emirler ve reisler, kiyamet gününde kücücük karincalar gibi haşrolunacaklar ve mahşer ehlinin ayaklari altinda ezi­lecek ve ezdirileceklerdir. Halk üzerlerine basa basa gecip gideceklerdir.
Yine Allah Teâlâ’nm zâlimler ve mütekebbirler hakkinda Kur’an’da ki ayetlerini dikkat ve hassasiyetle izlemelidir!
Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
Kişi aile efradinin arasinda bile emirlik isterse Allah nez­dinde mütekebbir ve cebbar olarak yazilir.
Koyun ağilma düşen iki ac kurdun koyunlara verdiği zarar, hicbir zaman riyaset sevdasindaki kişinin, dinine verdiği zarar ve tahribat kadar olamaz. Bu riyaset malin toplanmasi hususunda olsa bile…
Emir’ud-Devle’nin Allah’in yüce peygamberi Hz. İsa’nin şu mübarek sözüne de dikkat etmesini isterim: ‘Ey havariler! Dünyanin her sevgisi ahiretten bir kayiptir. Kesinlikle dünyâperest zenginler semâvâtm melekût âlemine giremezler’.
Hz. Peygamber de şöyle buyurmuştur:
Zenginler dört grup halinde haşrolunurlar: 1. Haramdan kazanmiş ve haramdan harcamiş grup ki bunlar icin ‘cehenneme götürün’ emri verilir. 2. Haramdan kazanmiş, fakat helâlde sarfetmiş grup ki bunlar icin de ‘cehenneme götürün’ emri verilir. 3. Helâlden kazanmiş fakat harama
sarfetmiş grup ki bunlar icin de ‘cehenneme götürün’ emri verilir. 4. Helâl kazanmiş ve helâle sarfetmiş olan grup ki bunlar icin sâdir olan ferman şudur: ‘Bunlari durdurun ve kendilerine sorun. Belki de zenginlikleri yüzünden farzlari ihmal etmiş ve ibâdetlerini gecirmişlerdir. Belki namazinda veya abdestinde kusur yapmiş, huzur ve huşûunda kusur etmişlerdir’.
– Helâlden derledim, helâle sarfettim. Farzlari da hic ihmal etmeden hepsini tastamam edâ ettim.
– Belki malinla iftihar edip, süslü ve debdebeli elbiseler icinde yaşamişsmdir.
– Ey rabbim! Malimla mağrur olmadim ve ancak ihtiyacim olan elbiseyi giydim. İftihar ve gurur duymak icin elbise giymedim.
– Belki de sila-i rahimde ihmalkârlik yapmiş, fakirlerin hak ve hukukunu gözetmemişsindir. Bir derece gerideki hak sa­hibini bir derece ilerideki hak sahibinden daha üstün tutmuş ve haktan ayrilmiş olabilirsin!
Kul ile rabbi arasinda bu muhasebe cereyan ederken, birden hak sahipleri bu zenginlerin etrafini sarar ve ‘Ey rabbimiz! Sen aramizda bunlari zengin ettin ve bizleri bunlara muhtac kildin; fakat bunlar hakkimizi gözetmediler’ deyip şikâyette bulunurlar.
Zerre kadar kusur görünürse derhal cehenneme gönderil­mesi emrolunur. Şayet kusur görülmez ise o kula ‘Burada dur ve nimetin şükrünü edâ eyle, her yudum suyun, her lokma ekmeğin, her lezzetin karşiliğini ver’ denir.
Sorular ve cevaplar böylece sürüp gider.
Salih, muslih ve Allah’in hak ve hukukunu kili kirk yarar-casma yerine getiren zenginlerin hâli Arasat meydaninda böyle olunca, acaba o aşiri gidenlerin hâli nice olacaktir? Harama dalmiş ve bol bol şüpheli kaynaklardan mal elde eden ve şehvetlerine esir olanlarin hâli nasil olacaktir? O haram yiyenlere şöyle denilir:
Mal coğaltma hirsiniz ta kabirlere varincaya kadar sizi (Allah’a ibâdetten) meşgul etti.
(Tekâsür/1-2)
Halkin kalbini istilâ edip onlari şeytanin maskarasi yapan işte bu kötü gayelerdir.
Emir’üd-Devle ve onun gibi bilmeyerek bizzat nefsine düşmanlik yapan herkese, kalpleri kasip kavuran bu gibi has­taliklarin ilacim öğrenmek gerekir. Çünkü kalplerin mânevi has­taliklarinin ilacinin, hastalikli bedenlerin ilacindan daha önemli olduğu basiret ehlinin malûmudur.
Allah’in huzuruna ancak sapasağlam bir kalple gelen kurtu­lur. Hasta bir kalbin iki ceşit tedavi şekli vardir:
1. Daima ölümü hatirlamak ve ölümü uzun uzun düşünmek; dünyanin gecici hükümdarlarinin ve zenginlerinin sonlarini ib­retle seyretmek; nasil mal topladiklarini, büyük büyük kâşaneleri ve binalari nasil inşa ettiklerini, dünyaya nasil aldandiklarmi, bü­tün bunlardan sonra bu köşk ve binalarin nasil kabre döndükle­rini, topladiklari mallarin nasil kasirganin önündeki toz haline geldiğini bilip takdir etmeli ve Allah Teâlâ’nin şu ayetleri üzerinde düşünmelidirler.
Allah’in emri olup bitmiş birşeydir. (Ahzab/38)
(Bugün) meskenlerinde gez(ip gör)dükleri, kendilerinden önce (gelip gecmiş) nice nesilleri yok edişimiz, onlari hâlâ yola getirmedi mi? Elbette bunda akil sahipleri icin ibretler vardir.
(Tâhâ/128)
Onlarin köşkleri, mülkleri ve meskenleri dilsiz ve issiz kalmiştir. Fakat hâl diliyle kendilerini yapanlarin gururlarina şahitlik ederler. İşte şimdi, onlarin topladiklarina baki Acaba on­lardan bir kipirti hisseder misin vej’a bir cit olsun işitebilir misin?
2. Allah’in kitabini dikkatle okumali ve yüksek hakikatlarini düşünmelidir. Çünkü Allah Teâlâ, kitabinin bütün âleme bir şifa olduğunu beyan buyuruyor. Hz. Peygamber de bu iki tedavi usu­lüne başvurmamizi tavsiye etmiştir:
Size iki vâiz biraktim. Biri konuşmadan vaizlik yapar ki bu vâiz ölümdür. Öbürü ise konuşur ki o da Kur’ân’dir.
İnsanlarin coğu her ne kadar diri iseler de Allah indinde birer ölüdürler. Dilleriyle her ne kadar konuşurlarsa da hakikatte dilsiz sayilirlar. Her ne kadar dinliyor gözüküyorlarsa da sağirlarin ta kendileridirler. Mushaflara baktiklari zaman her ne kadar görü­yor iseler de acaib ve garaibini görmekten kör, yazdiklari tefsirle­rinde Kur’an’i tefsir ederlerse de sir ve hikmetlerinden yoksun­durlar.
Bunlarin arasinda olmaktan sakin! Hem emrini ve hem de nasil pişman olup hasret cekeceğini bile düşünmeyenlerin işlerini ve sonuclarini düşün! Ölüm döşeğinde nasil mahrum ve zararli olacağini düşünmeye vakit bulamayanlara ve kendi nefsinin işlerine dikkat et!
Allah’in kitabinda İd bir ayetle yetin! Çünkü o ayette basiret sahibi herkes icin ikna edici ve doyurucu bir ruh ve hakikat vardir.
Ey iman edenler! Sizi ne mallariniz ve ne de cocuklariniz Allah’i anmaktan alikoymasin. Her kim bunu yaparsa, işte onlar hüsrana düşenlerdir.
(Münafikûn/9)
Sakin mal toplamak icin vaktini zayi etme! Çünkü onunla fazla uğraşman ve sevinmen sana âhireti unutturur; imanin zevkini kalbinden söküp atar.
Allah’in kulu ve râsûlü İsa (a.s) şöyle demiştir: ‘Ehl-i dün­yanin mallarina göz dikmeyin! Çünkü imaninizin safliğini, amel­lerinizin ihlasini silip süpürür!’
Mücerret bir bakişin neticesi bu olunca, acaba o mallari topla­manin ve onunla aşiriliklara sapmanin neticesi ne olabilir?
Büyük kadi, İmam Mervan’a gelince, Allah onun gibileri ilim ehli arasinda coğaltsin. Çünkü o gözlerin nurudur; ilim ve takva gibi iki büyük fazileti bir araya getirmiştir. Fakat tamamlamanin tek âmili devamliliktir* bunu hicbir zaman unutmamak gerekir. Devam etmek ise ancak bir taraftan yardim görmeye bağlidir.
Faziletlerin kemâle ermesi ve bu kemâlin devam etmesi icin bir taraftan destek alinmasi gereklidir. Böyle necib,bir evlâdin ona verilmesi Allah’in en büyük nimetlerindendir. Bu bakimdan bu ev­ladini ahiretine azik yapmasi ve Allah’a ulaştiran bir vesile say­masi gerekir.
Bu evladinin kalbini Allah’in ibâdetine lâyik bir şekle getir­meye calişmasi zaruri ve şefkatli bir babaya uygun olan en güzel hareket olduğu gibi, Allah’a giden yolu da hicbir zaman kapat­mamalidir –
Allah’a götüren yolun başlangici helâli talep edip, yetecek ka­dari ile yetinmek, tevazuu kendisine meşrep edinmek, şeytanin av­lama âletleri olan dünya ehlinin ahmakca mücadele ve mü­nakaşalarindan uzaklaşmaktir. Bütün bunlarla beraber, zâlim emirler ve sultanlardan kacmak, onlarin zulümlerine yardimci ve destekci olmamak da başta gelen vazifelerdendir.
Bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmaktadir:
Fakihler, dünyaya dalmadikca Allah’in yeryüzünde emin kullaridirlar. Fakat ne zaman dünyaya meylederlerse o za­man dininiz hususunda onlara güvenmeyin ve ihtiyatli dav­ranin.
Bunlar bazi işlerdir ki Allah Teâlâ lûtfu ile o necib evlada ih­san buyurmuş ve onlari ona kolaylaştirmiştir. Dolayisiyla babaya düşen vazife; oğlundan razi olmak, dua ile yardimda bulunmaktir. Çünkü dünya ve âhirette en büyük azik babanin duasidir.
Babanin vazifelerinden biri de bu büyük evlada uymaktir. Gerci uyulmasi gereken kişi babadir, ama bazen ilimde evlat babayi ge­cer ve uyulmaya hak kazanir. İşte bu sirra binaendir ki Hz. ibrahim (a.s) babasina şöyle demiştir:
Ey babaciğim! Bana sana gelmeyen bir bilgi geldi; bana uy, seni düzgün bir yola ileteyim.
(Meryem/43)
Ciğerinin bir parcasi olan evladina hürmet etmek suretiyle ku­surlarini telâfiye calişsin. Kiyamet gününde yakin bir şefaatcisi bulunmayan âsi müslüman, cehennem ehlinin hasret yönünden en şiddetlisidir.
Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadir:
Bugün burada onun icin candan bir dost yoktur! (Hâkka/35)
Allah nezdinde değersiz olan dünyayi onun gözünde kücült­mesini Allah Teâlâ’dan temenni ve niyaz ederim. Allah Teâlâ’dan nezd-i ilâhisinde büyük ve kiymetli olani, onun gözünde büyütme­sini, kiymetli yapmasini tazarru ve niyaz ederim. Bizi ve onu rizasina muvaffak kilmasini Allah’tan dilediğimiz gibi, nimet ve keremiyle cennetlerinden Firdevs-i Alâ’ya yerleştirmesini niyaz ederek mektubumuza son veririz!
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Bir Yorum Yazın