KEŞKE DEMEMEK İÇİN

Misafir Kalem
Hayat bu işte. Ölüm ansızın gelip yakalıyor insanı. Yaptıklarımız, yapacaklarımız kefil kalıyor bizlere. Kefil kalıyor kalmasına da ama bir türlü ders alamıyoruz şu koca fani dünyadan.
Hayatın her sahnesi bizlere ders veriyor, hakikati anlatmaya çalışıyor ama nemelazım, her şeyi çok biliyoruz ya(!) üstü kalsın diyoruz her şeyin. Sevginin, saygının, gelecek günlerin, geçmişin…

Hayat hep kaybedilenlerin ardından bakakalmak mıdır? Kaybettikten sonra değerini anlamak mıdır yaşamak? Michael Jackson’ın ölümüyle uzun zamandır satmayan kasetlerinde patlama oldu. Herkes tarafından yalnızlığa terk edilmek ve öldükten sonra çok gözyaşı dökmek ne acı bir hadise!

Mehmet Akif de yaşarken pek değer görmemiş; yoksulluğa, yalnızlığa sevk edilmişti. Hatta İstiklal Marşı’nı yazdığı sürede Meclis tarafından kendisine bir miktar para verilmiş; ama o bu parayı da reddetmişti. Düşünülebilir miydi bu büyük üstadı makus kaderine terk etmek?

Daha kaç şaheseri yaşarken hayata gömeceğiz? Daha kaç kez yaşamaya tutunmaya çalışanların elini bir “diyet”teki gibi koparıp meçhullere fırlatacağız? Daha kaç canı akrebin kıskacındaymış gibi kanını tüketinceye kadar tutsak bırakacağız?
Hayat yaşandığı anda, mekânda güzeldir. Her lahza, her nefes kıymeti bilindikçe anlam kazanır.
Her nefesi, her lahzayı değerlendirdikçe yaşamak gibisi var mıdır? Sevgiyi de, saygıyı da zamanında yaşamak; çocukluğu, gençliği, yaşlılığı her şeyi Yaratanın verdiği sükûnette ve düzende yaşamak gibisi yoktur.
Her anı; elimizdekilerin kayıp gitmesini beklemeden, elimizdekilerin yok olmasına izin vermeden yaşamalıyız. Hayatta olacaklara ve olanlara “Keşke!” dememeniz dileğiyle…
GÜL DEMİRKIRAN

Bir cevap yazın