Site Rengi

Dr. Hüseyin Emin SERT, İnsani ve Sosyal Gelişim Uzmanı, İNSGEM Resmi Web Sitesi

Kalkınmada Kültürel Değerlerin Etkisi ve Yöre İnsanının Katkısı

  • 15 Mart 2008
KALKINMADA KÜLTÜREL DEĞERLERİN ETKİSİ
VE YÖRE İNSANININ KATKISI

ÖZET

Evren insan eliyle şekillenir ve kalkınmanın temeli insan unsuruna dayanır. Teknolojiyi icat eden,
kullanan ve neticesinden de istifade eden insandır. İnsanın ihtiyaç ve değerlerini ihmal eden sistemler
gelişip kalkınamazlar. İnsanın şekillenip harekete geçmesinde, yetişilen ortam ve ona anlam katan
kültürel değerler önem arz etmektedir. Çünkü insanı harekete geçiren, inanmışlığı ve adanmışlığıdır.

Kalkınma ve gelişim güven ortamında mümkündür. Bölgesel kalkınma için, ilgili kurumlar ve muhatap
insanlar arasındaki iletişim sağlamlaştırılmalı ve yöre insanına güven ve destek verilerek taşın altına
elini koyması sağlanmalıdır. Karşılıklı güven ve verimli iletişim sağlanabilirse gizli kabiliyet ve sermaye
harekete geçirilerek yeni atılımlar gerçekleştirilebilir.

Anahtar Kelimeler: Kalkınma, Kültürel Değerler, Devlet Kurumları ve Temsilcileri, Yöre İnsanı, Güven
Ortamı,

THE INFLUENCE OF CULTURAL VALUES

IN THE DEVELOPMENT AND THE CONTRIBUTION OF REGION PEOPLE
ABSTRACT

The base of the development leaning on the human-being element. Inventing of technology and using it carry out by human as well. If any system dont give the esteem to the human being can not be succesful. On the effection of human-being, the raising environment and the cultural values are more important. Becouse the belief and cultural values give the man an activity.

The progress and development can be on the confidance surroundings. For the district improvement the connection and reliance between the government representative and region people is more important. As a result, if the both side are curious for making progress the advance could become a reality.

Keywords: Development, Cultural Values, The Government Representative, Contribution of Region
People, The Confidence Surroundings.

1. GİRİŞ
Bölgesel kalkınma projeleri, gerçek durum tespitine dayandığı ve geleceğe yönelik projeksiyonlar
yapabildiği ölçüde başarılı olurlar. Bu noktada yöre insanının ihtiyaçları, beklentileri ve katılımlarını
sağlamak için kültürel değerlerin devreye sokulması önem arz etmektedir.
Bölgedeki gelişme; farklılıklarının azaltılması ve bölgede yaşayan insanların yaşam düzeylerinin
yükseltilmesine yönelik olmalıdır. Sürdürülebilir yerel kalkınma modelleri geliştirmek, hem hükümetlerin
hem de yöre insanlarının görevleri arasındadır.
Kalkınma projeleri, istihdamı artırmaya, gelir yaratıcı eğitim ve becerileri geliştirmeye yönelik
olmalıdır. Yerel kalkınma kapasitelerini artırmaya ve başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere kırsal
nüfusun temel sosyal hizmetlere ulaşmasını sağlamaya yönelik teknik işbirliği faaliyetlerini desteklemek
ve teşvik etmek kalkınmanın önemli alt yapılarını oluşturmaktadır. Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki genel
sosyal ve ekonomik kalkınmanın gerçekleştirilmesini ve kalkınma eşitsizliklerinin azaltılmasını
amaçlayan yerel kalkınma modelleri geliştirmek ve bu modelleri ulusal ve uluslar arası kurum ve
kuruluşlar ile yerel halkla paylaşmak verimliliği artıracaktır.
Projeler, katılımcı kalkınma tekniklerini uygulamaya yönelik faaliyetleri destekleyerek programın
çeşitli aşamalarında yerel yönetimlerin, sivil toplum örgütlerinin ve kırsal/kentsel toplulukların proje
tasarımı oluşturması ve uygulaması aşamaları da yakından takip etmelidir. Ayrıca sivil toplum
kuruluşlarının katılımları teşvik edilmelidir. Sürdürülebilir İnsani Kalkınma konularında toplumun her
kesimi bilinçlendirilmelidir. Elde edilen sonuçların ışığında daha kapsamlı uygulamalar için, ulusal ve
uluslararası kaynaklardan yeni finansman imkânları sağlanmalıdır.

2.KALKINMADA KÜLTÜREL DEĞERLERİN ETKİSİ
Kalkınma, günümüzde geri kalmış olarak kabul edilen yörelerin en önemli gündemidir. Daha
rahat bir hayat yaşayabilmenin yolu, kalkınma ve gelir düzeyinin yükselmesinden geçmektedir. Bunun
için ise eğitim, üretim ve gelişim şarttır.
Gelişim gerek genel olarak yörenin ve gerek ise fert fert yöre insanının gayretiyle yakından
alakalıdır. İnsanlar farklı kabiliyet ve kapasiteyle yaratıldığı gibi, yöreler de farklı yeraltı, yer üstü
zenginliklerine, coğrafi ve iklim güzelliklerine sahiptir. Bu şartlara uygun stratejiler geliştirilir ve yöre
insanı da bu konuya gönül verirse üstesinden gelinmeyecek iş yoktur.
Hangi dönemde olursa olsun, geri kalmışlık ve ekonomik sıkıntıdan kurtulmak için kalkınmak
şarttır. Kalkınma kavramı, bilimsel ve teknolojik ilerleme, sermaye birikimi, gayri safi milli hâsılanın
artması, eğitim, sağlık ve benzeri alanlarda temel sorunların çözümlenmiş olması gibi pek çok şeyi
anlatmak için kullanılmaktadır.
Ancak günümüzde kalkınma, daha çok çevre ve insan merkezli bir konu olma özelliği
taşımaktadır. Ferdi kalkınma, kapitalizmin ön plana çıkardığı bir durumdur. Sağlıklı toplum için kültürel
değerlerimizin temelini oluşturan dinimiz de, cemiyetin topyekûn kalkınmasını ister. Bu yüzden hakiki
kalkınma, belli bir kesimin değil, bütün insanların kalkınmasıdır.
Tasarrufların ve yatırımların teşviki, cemiyetin zenginlenmesini ve kalkınmasını hızlandırır.
Tüketim ekonomisinin cenderesinden kurtulup tasarruflarını yatırım ve üretime dönüştürebilen
toplumlar gelişir.
Bir cemiyetin ticari, iktisadi, hukuki, ahlaki, kültürel, dini, örf ve adet gibi çeşitli veçheleri vardır.
Bunlar genellikle girifttir ve karşılıklı etkileşim halindedirler. Bir cemiyetin kalkınması, tüm bu
saydığımız alanlarda gelişmeyi gerektirir.
İktisadi kalkınma esasen milletin diğer bütün alanlarda gelişmesinin bir neticesidir. Yani bundan
bir asır öncesinde iddia edildiği gibi iktisaden gelişmek her şeyin temeli değildir. Nitekim maddi gelişmişlik
insanların huzurlu ve mutlu bir hayat sürmeleri için yeterli değildir. Kapkaçların yaşandığı, gasp, basit
şeyler için yaralama ve cinayet gibi olayların yaşandığı bir toplumda huzurlu yaşamak mümkün
değildir.
Durum böyle olunca iktisadi kalkınmada madde ile birlikte mana açısından da gelişmek
önemlidir. Cemiyetin iktisadi bünyesiyle birlikte kültürel, ahlaki ve sosyal gelişimine de gerekli önem
verilmelidir. Ahlaki değerler ele alındığında dini motivasyon unsurlarından da istifade edilebilmelidir.
Eğitimsiz gelişimin olabileceğini söylemenin mümkün olmayacağını hepiniz takdir edersiniz.
Yöresel kalkınmada da eğitim yadsınamayacak değere sahiptir. Özellikle doğudaki eğitim ve kalkınma
söz konusu olunca bu durum özel ilgiyi gerektirir.
Bölgede örgün eğitim sorunları aşılabilmiş değildir. Daha Elazığ’a 40 km. ve asfalta 2 km.
mesafedeki bir memur ailesinin 8 yaşındaki çocuğu okula gidemiyorsa, Doğu Anadolu Bölgesinin ücra
köşeleri için yapılacak daha çok şey olsa gerektir. Problem, köy ilkokullarının kapatılması, taşımalı
sistemin iptali ve daha 7 yaşındaki ana kuzusunun yatılı bölge okuluna gönderilmesi mecburiyetinde
kilitlenmektedir.
YİBO’lardaki durumlar, bilhassa ilköğretim birinci kademe öğrencileri için tahmin edilebileceği gibi
hiçte iç açıcı değildir. Hem öğretmenlik ve hem de nöbetçilik yapma durumunda kalan yaş ve tecrübe
noktasında sıkıntılar yaşayan bir yönetim ve denetim sistemi yüzlerce çocuğun ihtiyacını nasıl
karşılayabilir ki. Kendi ailenizdeki sayılı çocuklarla bu durumu mukayese edebilirsiniz.
Yaygın eğitim kurumları kırsal kesime ulaşma noktasında ciddi anlamda yetersiz kalmaktadır.
Bu noktada özverili bir çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Tarım, Hayvancılık, Arıcılık, Halıcılık vs gibi
bölgesel kalkınmanın motoru olabilecek zeminler hazırlanmalıdır.
Tasarruf ve yatırımların teşviki, cemiyetin zenginlenmesini ve kalkınmasını hızlandırır.
Toplumlar, kültürel değerlerini geliştirip devam ettirebildikleri ölçüde, devamlı ve verimli olurlar.
Değerlerini geliştirip yaşatamayan toplumların tarihsel sürekliliği de mümkün değildir. Çünkü davranış ve
etkileşimler, kurumsallaşmış kültürel modeller çerçevesinde ortak bir değer ölçeğine göre oluşurlar. Ferdî tutum ve davranışların nasıl bir toplumsal birim oluşturdukları, ancak bu ortak kültürel değerlere bağlı olarak anlaşılabilir. Bu değerlere riayet edildiği ölçüde de gelişim söz konusu olabilir.
Fert ve toplum arasındaki kabullenilirlik, kaliteli süreklilik açısından önemlidir. Bu açıdan eğitim,
çok önemli bir fonksiyona sahiptir. Sosyo-kültürel değerlerini geliştirerek yeni nesillere aktarabilen
toplumlar, geleceklerini garanti altına alabilirler. Aksini tahmin etmek zor olmasa gerektir.
Kültürel değerler, soyut kavramlardan ibarettir. Bu soyut kavramlar, birer dış uyarıcı olarak
algılama yoluyla insan hafızasında yer alarak davranışlara yansıyıp somutlaşmaktadır. Ancak
toplumların ön bilgi ve tecrübe birikimi farklı olduğundan uyarıcılara karşı tepki ve davranışları da
bazen farklı olabilmektedir. Kişi ve toplumların kültürel değerlerini rencide etmeyecek, aksine onu
geliştirecek zeminlerin oluşturulması toplumsal verimlilik açısından gereklidir.
Kültür, bir sosyal grup içindeki şahıslar arası temaslarda klişeleşmiş davranış tarzları meydana
getirmektedir. Meselâ toplumda aile fertleri, erkek ve hanımlar arasında tespit edilmiş, herkesin
benimsediği, riayet ettiği ilişki tipleri vardır. Topluma uyma, gerek birey gerekse toplum bakımından,
toplum ruhu denilen organın en önemli fonksiyonudur.
Cemiyet hayatının çeşitli safhaları vardır. Bir cemiyetin ticari, iktisadi, hukuki veçheleri olduğu
gibi, ahlaki, kültürel, dini veçheleri de vardır. Bunlar genellikle girifttir ve karşılıklı etkileşim halindedirler.
Bir cemiyetin gelişmesi demek, tüm bu saydığımız alanlarda gelişmeyi gerektirir. Bu gün modern ilim
açısından dahi şunu kabul etmek gerekir ki: İktisadi kalkınma esasen milletin diğer bütün alanlarda
gelişmesinin bir neticesidir. Yani bundan bir asır öncesinde iddia edildiği gibi iktisaden gelişmek her şeyin temeli değildir. Durum böyle olunca iktisadi kalkınmada madde ile birlikte mana üzerine eğilmek de gerekmektedir. Toplumun iktisadi bünyesiyle birlikte kültürel, ahlaki ve sosyal bünyesini de inceleyerek ona göre kalkınma projeleri üretmelidir. Ahlaki konular ele alındığında, dini değerler otomatik olarak devreye girmektedir. İnanç değerlerinden verimlilik ve gelişim için istifade edilmelidir. Çünkü insan adanmışlığı ve inanmışlığı kadar güçlüdür.
Kültürel kalkınma, toplumsal davranış açısından da önem arz eder. Kültürel gelişmişliğin en
önemli göstergelerinden biri kurum kültürünün yerleşmesidir. Kurum kültürü, kurum içinde paylaşılan,
benimsenen değerler sistemi ve normlar olarak tanımlanmaktadır. Değerler, neyin önemli olduğunu
tanımlar. Normlar ise, kurum üyelerinden beklenen uygun tutum ve davranışları tanımlamaktadır.
Değerler ve normlar, kurum içinde ne kadar çok sayıda insan tarafından, ne kadar inanılarak
benimsenirse, kültür de o kadar güçlü olacaktır. Güçlü kültürlerin performans üzerindeki olumlu etkilerini inceleyen araştırıcılar, bu sonucun başlıca üç nedene bağlı olduğunu söylemişlerdir.
1- Güçlü kültür, kurumsal değerler ve normların geniş bir görüş birliğiyle benimsenmesini sağlar, sosyal
kontrolü kolaylaştırır. İnsanlar belirli davranışların ötekilerden daha uygun olduğu konusunda hemfikir
oldukları zaman, norm ihlalleri daha kolay saptanır ve daha hızla düzeltilir. Üstelik uyarılar çalışanların
kendilerinden gelir. Bu durum kültürel değerler ve yöresel kalkınma için de geçerlidir.
2- Güçlü kültürler insanların aynı hedeflere kilitlenmesini sağlar. Hedefler ve onlara ulaşma yolları net ve
açıktır ve çalışanlar beklenmedik durumlarla karşılaştıklarında ne yapacaklarını bilirler. Bu durum
devlet ve millet arasındaki bağların güçlendirilmesi noktasında da geçerlidir. Yöresel değerlere
gösterilecek saygı ve ilgi, yöre insanının kalkınma noktasındaki verimliliğini artıracaktır.
3- Güçlü kültürlerde insanlar hareketlerini, kendi özgür iradeleriyle belirlediklerine inanmakta ve
dolayısıyla da motivasyon ve bireysel performans yükselmektedir. Bu noktada üst kültür ve üst kimliğin
gücünden yararlanmalıdır. Kültürle performans arasındaki ilişkiyi inceleyen ilk araştırmalar, kültürün
gücünü içeriğine ve içerdiği temel değerlere bakarak değerlendirmişlerdir.
Kendi değerlerini, yetkinliklerini ve seçmek istedikleri işin belirleyici özelliklerini iyi tanıyan kişiler
seçtikleri işlerde de daha başarılı ve mutlu olmaktadırlar. Dolayısıyla kalkınmada yöresel farklılıkların
yanında kişisel farklılıklardan da yararlanabilmelidir.
3. BİR KÜLTÜR UNSURU OLARAK: DİN
Kültürel değerlerin temelini oluşturan Dinler, insanı harekete geçirmede güçlü etkiye sahiptir. Bu
din özelde İslam olarak ele alındığında, Müslümanlar ilk emri oku olan bir kitaba muhatap olurlar.
Kur’ân insanın ancak çalışmasının karşılığına erişebileceğini vurgular. Hz. Peygamber ise “İki günü
birbirine eşit olan aldanmıştır” diyerek sürekli gelişmeyi istemektedir. Bu güçlü değerler, aynı zamanda
sürdürülebilir kalkınmanın da temelini oluşturabilecek verilerdir.
Bu açıdan bakıldığında, kalkınmada dini değerler ve ahlâkî boyut önem arz eder. Görünüşte ve
kısa vadede başarı ve mutluluk, güçlünün gibi algılansa da, aslında ahlâklı ve haklınındır. Adaletsiz ve
ahlâksız güç, sonunda kendini yok eder, fert ve toplumlara huzur ve mutluluk veremez. Netice olarak
geride sadece ibret alınacak izler bırakır. Şu halde güç ve servet, bizatihi değer değildir. Bunların değer
kazanması, adaletin sağlanması ve ihtiyaç sahiplerinin refaha kavuşmasıyla mümkün olur. Allah, doğru
ve ahlâklı toplumları korur; iyilik de sonunda mutlaka hedefine ulaşır. Kur’ân’ın ahlâki kalkınma
görüşünün temelini, bu fikir ve inanç oluşturur. Ferdi kalkınma insanlara huzur ve mutluluk vermez.
İslam, cemiyetin topyekûn kalkınmasını ister.
İslam’ın ilahi kitabı Kur’ân insanlara hak ve hakikati açıklamak için gönderilmiştir. “Biz sana bu
kitabı, her şeyi açıklayan ve Müslümanlara yol gösterici, rahmet ve müjde olarak indirdik.” İnsanlar
kendi iradelerini kullanıp özgür tercihlerini yaparak kalkınmak, gelişmek, ilerlemek, yaşamı kolay-
laştırmak, daha müreffeh ve mutlu olmak için gayret ederken manevi değerleri de göz ardı etmemelidir.
Bunu yaparken eskilerin bulamadığı yeni yeni sistemler keşfetseler bile, bütün girişimlerde, düşünüş ve
yaklaşım tarzlarında vazgeçilemeyecek birçok temel değerler, uymak zorunda olunan kesin kurallar
vardır.
Yüce Allah’ın koyduğu kurallar ve belirlediği değerler evrenseldirler, birer doğa yasasıdırlar. Dünya,
Allah’ın imtihan alanı olarak yarattığı ve nice muhteşem sanatlarını sergilediği bir alan olduğu gibi;
insanın da halifesi olduğu, sınav yeri olan, helâl nimetlerinden istifade edileceği, imar ederek gelişme ve
kalkınmalarda bulunulacağı bir yerdir.
Dinimiz, yapılacak işlerin en güzel şekil ve mahiyette benimsenerek yapılmasını, müslümanın
daima güzel yapma eylemi içinde bulunmasını prensipleştirmekle, kalkınmanın, ilerlemenin, medeniyet
kurmanın ve neticede çok boyutlu kurtulmanın yolunu göstermiştir.
Bir toplum, ahlâki idrak gücünü yitirirse bozulma ve çöküş süreçleri kaçınılmaz olur. Bu yüzden
Kur’ân, bir toplumun ahlâki çöküntüsü ile zenginlik ve iktidarının da gideceği uyarısında bulunur.
Demek ki toplum, Allah’ın bildirdiği doğruluk ve değer ölçülerine uyduğu sürece refah ve mutluluk içinde olabilir. Buradan çıkan sonuç şudur: Bir toplum ekonomik eşitsizlik, sömürü, zayıf ve güçsüz kesimlerin sosyal ve siyasal baskı altında tutulması gibi helak sebeplerinden mutlaka uzak durmalıdır. “Allah, bir topluma bahşettiği nimeti ve esenliği, o toplum kendi gidişatını değiştirmedikçe asla değiştirmez.”
İnsanın yeryüzündeki görevi, iyilik yapmak, kötülükleri önlemek ve bozuklukları düzeltmektir. Bu
durun yöresel kalkınma noktasında da geçerlidir. İnsanın üzerine düşen görevleri gereği gibi yapmasıyla
sağlıklı bir sosyal yapı oluşur. Aslında bütün sosyal yapının dayandığı iki temel vardır. Bunlardan ilki
ferdi bilinç, ikincisi de toplumsal davranış iradesidir. Eğer bu iki temel güçlü olur birbirlerini desteklerlerse, sosyal yapı sağlıklı biçimde işlemeye devam eder. Ama ikisi arasındaki bağ kopar denge bozulursa, sonuç trajik olur.
Kalkınma ve huzura giden yolda toplumların zaman zaman bunalım ve krizlerle karşılaşmaları,
genelde idari ve ahlâkî acziyetten kaynaklanır. Zira bu alanlardaki acziyet, toplumda denge ve düzenin
bozulmasına, lükse ve israfa dalınmasına, her çeşit haksızlık ve yoksullukların elden ele dolaşan para
gibi yaygınlık kazanmasına, suçluların cezalandırılacakları yerde ödüllendirilmelerine zemin hazırlamış
olur. Bu olumsuzluklar, ancak ahlâkî bilinç ve adaletli bir yönetimle önlenebilir.
Yöresel kalkınma için, fert ve toplum olarak cesur bir yürekle ahlâklı ve adaletli bir yaşam
biçimini gerçekleştirme çabası içine girmek gerekir. Bu arada hiç kimse, sabahleyin ektiğini akşamleyin
biçmek gibi bir kolaycılık yoluna girmemelidir. Çünkü her şey, yetişip olgunlaşmak için belli bir zamana
muhtaçtır. Bedeli ödenmeyen hiçbir gelişim ve başarı yoktur. İnsan bir günde büyümez, medeniyet de bir ayda kurulmaz. Ama doğru ve vaktinde atılan adımlarla belirli bir süre sonra hedefe ulaşılır. İlerleme ve kalkınma gerçekleşir. Bu, her zaman ve her toplum için geçerli bir kanundur.
Öyleyse hiç vakit kaybetmeden yanlıştan dönülmeli, iyi uğruna mücadele edip doğruya sadık
kalınmalıdır.

Adalet ve istikametten ayrılmadan toplumun dirlik ve birliğini sağlayacak kalkınma
projeleri hayata geçirilmelidir. Toplumun huzur ve ahlâkını bozacak olumsuzlukların yayılmasına fırsat
verilmemeli; servet, sadece zenginler arasında dolaşan bir güç haline getirilmemelidir. Bölgede yöre insanı tarafından da yatırım yapılarak üretim teşvik edilmeli ve yoksulluk yenilmeli; iktisadi kurumlar ve siyasi oluşumlar, milleti bölmeyi değil, birliği ve bütünlüğü sağlamaya çalışmalıdır. İletişim ve gelişim
kurallarına dikkat ederek bölgeye en iyi hizmet vermeyi hedeflemelidir. Zira huzursuz bir hayat, kimseyi
memnun ve mutlu etmeyecektir.
Birleşmiş Milletler (BM) tarafından 2002 yılında yayınlanan “İnsanî Kalkınma Endeksi’nde
Türkiye, gelişmişlik düzeyi açısından sıralanan 173 ülke arasında 85. sırada (AB üye ülkeler ise ilk 28
içinde) yer almaktadır. İnsanî Gelişme Endeks değeri 0,742 olan Türkiye, böylece orta insanî kalkınma
standartlarına sahip ülkeler grubuna girmektedir. BM kaynaklarına göre, ülkemizde okur-yazar olmayan
oranı % 14.9, sağlıklı içme suyuna ulaşamayanların oranı % 17, beş yaş altında yeterli
beslenemeyenlerin oranı % 8, günde ancak bir Dolarla geçinmek durumunda olanların payı % 2.4
(mutlak yoksullar) ve günde iki Dolarla geçinebilenlerin payı ise % 18’dir (göreceli yoksullar). Bu genel
bilgiler sonrası doğu batı arasındaki farklılıklar ile durum daha vahim bir hale gelmektedir. Dolayısıyla
yöresel kalkınmaya önem verilmeli ve bu noktada kültürel değerlerden de istifade edilerek yöre insanının katılımı sağlanmalıdır.
Verimli bir gelişim ve kalkınma için, her türlü iş sahasında hem sürdürülebilir kalkınma ilkeleri
gerçekleştirmeli hem de çalışanlar kaza ve meslek risklerine karşı korunmalıdır. Bu toplam kalite için
gerekli bir durumdur. Verimlilik için muhtemel problem ve hastalıklardan koruyacak tedbirlerin de
alınması gerekmektedir. Bu noktada çalışanların eğitimi de hayati önem taşımaktadır. İyi iletişim ve
eğitimin yanı sıra üst yönetimin tutumu diğer çalışanların davranışlarını da belirleyici niteliktedir.
Konunun üzerine yeterli kararlılık ile gidildiğinde, yapılan çalışmalar, üretim ve satış ile aynı seviyede
takip edildiğinde, işletmenin çevre ve iş güvenliği performansı kendiliğinden artacaktır.
4. KALKINMADA YÖRE İNSANININ KATKISI
Gelişim, kalkınma ve verimlilik için insan unsuru birinci derecede önem arz etmektedir. İnsan da
çevresiyle birlikte ele alınmalı ve ihtiyaca cevap verecek fonksiyonel gelişim projeleri üretilmelidir.
Yöresel şartları iyi tespit edilmeksizin, uzaktan kumanda uygulanmaya çalışılan plan ve projeler, yöre
insanının inanmışlığı olmaksızın verimli hale gelemez.
Hangi yörede ne gibi bir yatırım ve etkinlik yürütülebilir? Çevresel şartlar ne gibi fırsat ve imkânlar
vermektedir? Tarım, hayvancılık, sanayi, el sanatları gibi noktalarda yöre insanının eğilimleri de dikkate
alınarak gerçekçi tespitler yapılmalıdır. Gerçekçi durumlar yerinde ve yöre insanlarının görüş ve
yaklaşımları dikkate alınarak tespit edilmeli ve uygulanabilir projeler yürütülmelidir.
Bölge tarım ve hayvancılığa uygun bir coğrafyaya sahiptir. Bunun için verimli ve gerçekçi bir
gelişim programı yürütülmelidir. Bunlar yan sanayi ile de desteklenmelidir. Hayvancılığın problemleri,
cinslerin geliştirilmesi, ürünün değerlendirilmesi en öncelikli konular olmaktadır. Bilhassa hayvansal
ürünlerin değerlendirilmesi noktasında süt ve süt ürünleri işleme tesisine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu
durumlar yöre insanının öncelikli problemini oluşturmaktadır.
Gelişim sorunlarının pratik çözümü, konunun taraflarının birbirlerini iyi anlamaları ve çözümde
anlaşmaları ile mümkündür. Ancak, bu aşamaya gelmek için, önce tarafların her birinin konuyu kendi
içlerinde, sonra da toplumsal düzeyde netleştirmeleri gerekir. Bu özgürlük ve gelişim ortamı, hem
devletin, hem de yöre insanının farklı görüşlere hoşgörüyle yaklaşmalarını kolaylaştırır. Uygun projeler
böylece gerçekleştirilebilir.
5.KALKINMA İÇİN ALINABİLECEK TEDBİRLER
1-Tarım ve hayvancılık, modernleştirilerek teşvik edilmelidir. Süt ve Peynir Fabrikaları gibi yatırımlar ile
hayvancılık yan sanayi desteklenmelidir. Bu noktada yöre halkına bilgi, görgü, kurs ve seminerler
verilerek kalkınma istek ve arzuları pratik hale getirilmelidir. Bölgenin gerçekleri yerinde tespit edilerek
vatandaşın katılımı mutlaka sağlanmalı ve pratik faydalar ortaya konmalıdır.
2-Organik ve modern tarım geliştirilerek vatandaşa hizmet eder hale getirilmelidir. Alternatif hayvancılık,
meyvecilik ve sebzeciliğin yolları açılmalıdır. Barajlar balıkçılık ve tatlı su ürünleri açısından
değerlendirilmelidir.
Avrupa birliği ülkeleri, özellikle Hollanda’nın tarım ve hayvancılık tecrübelerinden istifade
edilerek yeni yapılanmalara gidilmelidir. Toprak verimli bir şekilde kullanılabilir hale getirilmelidir.
Canlı veya kesme çiçekçilik ve bunları destekleyecek seracılık ön plana çıkarılabilir. Alternatif
ürünler ve canlı çiçekçilik geliştirilebilir. Fırat Üniversitesinin Veteriner Fakültesi ve Keban’daki Seralar
vatandaşa yönelik bilgilendirme faaliyetlerine girişmelidir.
3-Üniversite sanayi işbirliği laf olmaktan öteye bir fonksiyon icra eder hale getirilmelidir. Şirket
yönetimleri profesyonel hale getirilmelidir. Bilgi ve sermaye buluşması sağlanarak toplam kalitenin yolu
açılmalıdır. Günübirlik politikalardan uzak, gerçekçi ve yöre insanının katılım ve desteğinin sağlanacağı
bölgesel kalkınma projeleri hayata geçirilmelidir.
4-Bölgenin sosyo-kültürel değerleri ve hassasiyetleri göz önünde tutulmalıdır.
5-Halıcılık ve kilimcilik genç kızlarımız için bir alternatif hale getirilmelidir. Mesela; Şark köşeleri,
oturma sıhhati açısından bir alternatif olarak takdim edilebilir ve böylesi bir Pazar oluşturulabilir.
Bu noktada Avrupa Birliği hem Pazar ve hem de kaynak olarak kullanılabilir. Klasik ve tarihi
değerler, tanıtım ile turistik bir değer haline getirilmelidir.
6-Mahallî bazda düzenlenecek meslekî kurslar, özellikle yöresel el sanatlarını, yeni mamul, yöntem,
sistem ve üretim teknikleri ile evrensel açılımlara taşıyabilecek nitelikte olması, o yörelerin hem
kalkınması, hem de tanınması açısından önemlidir. Bu programların sonucunda, kişilerin istihdam
edilebilirlikleri veya çalıştıkları işte kalma şansları artırılmalı veya serbest meslek erbabı olmak
isteyenlerin, iş yönetme yetenekleri ile girişimcilikleri teşvik edilmelidir.
7-Projelerin finansman bakımından hayata geçirilebilmesi için, kamu ve özel sektör kurum ve
kuruluşlarının deneyim paylaşımı ve sponsorluğunun yanında uluslar arası fonlardan da azamî
derecede yararlanmalıdır. Proje çerçevesinde oluşturulacak bazı işletmeler, bir fondan veya dış kaynaklı
yardımlarla çeşitli yardım kuruluşlarından (Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı; Dünya Bankası;
İslam Kalkınma Bankası) hibe yoluyla sağlanabilmektedir.
8- Sürdürülebilir kalkınma stratejileri çerçevesinde özellikle yüksek ölüm riski taşıyan hastalıklarla
yoksulluğa bağlı olarak oluşan yoksulluk kültürüne karşı sosyal-pedagojik hizmetlerin yanında psiko-
sosyal ve sağlık problemlerine (bebek ölümleri, bulaşıcı hastalıklar, madde bağımlılığı, çevre riskleri,
stres, depresyon, intihar) karşı koruyucu sağlık politikaları ve tıbbî sosyal hizmetler uygulanmalıdır.
Sosyal güvenlik şemsiyesi altında olmayan ve dolayısıyla sağlık güvencesinden mahrum olan yoksul
aileler, sosyal koruma kapsamında ücretsiz sağlık hizmetlerinden yararlanmalıdır.
9-Gençlerimizin özellikle okuyan gençliğin serbest zamanlarını aktif ve katılımcı bir şekilde
değerlendirilmeleri açısından, toplum kalkınması çalışmalarında rol almaları sağlanmalıdır. Böylece
gençler ülke gerçeklerini somut bir şekilde görür ve kendilerini sorumlu hissederek, enerjilerini toplumun
kalkınmasına yönlendirirler.
10-Terör olaylarının sebep olduğu köy ve mezra boşalmaları özendirici tedbirler ile geriye dönüş
sağlanmalıdır. Köylüye şehrin imkanları takdim edilmeli, yerinde doğru tespitler ile merkezi köyler ve
yerleşim yerleri desteklenmelidir.
11-Bölgenin Türkî Cumhuriyetler ve Ortadoğu gibi pazarlara yakınlığının avantajları iyi
değerlendirilmelidir.
Uygulanabilir proje için projeksiyon/kestirim yapılmalıdır. İleriyi görebilmek gerekir. Zaman,
zemin, sosyo-kültürel unsurlar ve yöre insanının inanmışlığı iyi değerlendirilmelidir. Bölgedeki mevcut
durumun tespiti için SWOT analizinin yapılmalıdır.
Kalkınma ve Gelişmenin Sosyalleştirilmesi için gerekli çalışma, iletişim ve uygulamalı
bilgilendirmenin yapılması gerekir. Bunun disiplinler arası bir koordineyle yürütülmesine özen
gösterilmesi verimliliği artırır.
İlgili projelerin gerçekçiliği, hedefleri, bölgenin ve halkın ekonomisine ne gibi katkılarının
olabileceğinin iyi tespit edilerek; toplumsal destek sağlanmalıdır.
Üniversite Sanayi işbirliği çerçevesinde tarımsal sanayi yönünde geliştirici çalışmalar
yürütülmelidir. Bölge halkının sorunlarının tespit ve çözümünde Üniversitenin etkinleştirilmesi gerekir.
Doğal kaynakların en verimli ve etkin şekilde değerlendirilmesinin sağlanması için gerekli
çalışmaların yapılması ve bunun bölge halkıyla paylaşımı gelişimi hızlandırır.
Uluslar arası iletişim, geliştirme ve tecrübelerden istifade yönünde tedbirler alınması gerekir.
Avrupa Birliği çerçevesinde Hollanda tecrübesinden yararlanılması düşünülebilir. Çiçekçilik ve seracılık
geliştirme yönünde tedbirler alınabilir.
Tarım ve Hayvancılıkta sürdürülebilir kalkınma için; yeni teknoloji, pazar, eğitim, özendirici
politika, ürünlerin muhafazası, ambalajlanması ve ihracata yönelik pazarlama stratejilerinin
oluşturulması gerekir.
Gerçekçi Kırsal Kalkınma Projelerinin geliştirilerek göçün önlenmesi, arazilerin etkin kullanımı ve
orman köylüsü için pratik çözümler üretilmesi gerekir. Tabii ve suni mantar üretim uygulamaları
yapılabilir. Köy, kasaba ve ilgili kesimlerden gönüllü kimselerle ortak uygulamalarla gerçekçi çarelerin
üretilmesine önem verilmesi gerçekçi üretimi başlatabilir.
Geleceğe yönelik beklentilere cevap verecek şekilde, Bölge gençliğinin eğitim ve iş hayatına
atılmasında gerçekçi hedefler tespit edilerek bunların teşvik edilmesi gerekir. Arıcılık, tarımsal ve
hayvancılık ürünlerinin uluslar arası standartlara ulaşmasını sağlayarak rekabet gücüne ulaştırılması
yerinde olur.
Disiplinler arası çalışma yöntemleriyle, sorun çözücü yaklaşımların geliştirilmesi gerekir.
Tarımsal Gelişimde Fizibilite Çalışmaları yapılarak sonuçların bölge halkına ulaştırılıp yerel
katkı ve katılımın sağlanması gerekir.
Uygulanabilir model projelerin, denenip geliştirilerek gerçekçi bir şekilde ilgili kesimlerin
paylaşımına açılması inanılırlığı artırır.
İlgili Fakülte (Ziraat), birim ve kamu kuruluşlarınca (Tarım İl Müdürlükleri vs.) Sürdürülebilir
Gerçekçi Üretim ve Tarımsal ürün geliştirme uygulamalarının yaygınlaştırılması verimli olur.
Mevcut uygulamaları ıslah ve geliştirme çalışmalarının yapılması ve bunların ilgili kesime
uygulamalı bir şekilde aktarılması gerekir. Modern tarım yöntemlerinin kullanılmasının hem ekonomik
hem de fiziki güç açısından faydalarının uygulamalı olarak gösterilmesi katılımı hızlandırır.
Mevcut birimlerin etkin kullanımı ile, alternatif Tarımsal Ürünler denenebilir. AR-GE Merkezleri
gerçekçi işlev görerek, bölgenin toprak ve iklim koşullarına uygun tohum geliştirme ve üretme çalışması
yapılmalıdır. Bitki koruma ve tür geliştirme yönünde çalışmalar yaparak organik tarım imkanlarının
pratiğe aktarılması için çalışmaların yapılmalıdır.
Erozyonu önleyici tedbirlerin alınması ve çarelerin geliştirilmesi gerekir. Bölgenin toprak
tahlillerinin yapılarak bilinçli gübre, tohum ve hasat yöntemlerinin kullanılması önemlidir.
Estetik ve görülebilir gelişim farklılıkların ortaya konulması katılımı artırır. Farklı süs bitkilerinin
yetişmesinin sağlanmasıyla yeni uygulamaların gündemde kalmasının sağlanması düşünülebilir.
Kalkınma Projelerinin verimliliği ve güvenilirliği için geçmiş tecrübelerden dersler çıkarılarak
halkın kabullenmesi ve benimsemesi yönünde çalışmalara ağırlık verilerek Projelere yöre insanının
inanmışlı sağlanmalıdır.
Sonuç olarak kalkınma için çok boyutlu ve bütün insanları harekete geçirecek bir stratejiye
ihtiyaç vardır. Kültürel değerlerimizin altyapısını oluşturan dinimiz ve hususiyle kitabımız Kur’ân’ın
toplumlarla ilgili temel ve evrensel tespiti şudur: Bir toplum kendi durumunu, gidişatını değiştirmedikçe
Allah’ın onların durumunu değiştirmeyecektir. Bu durumda, insanımızın kalkınması, iyiliği ve mutluluğu
için, mümkün ve doğru olan ne ise o bir an önce yapılmalıdır. Aksi halde taşın üzerine yağan yağmurdan
hiçbir şey bitmeyecektir.
Bu tebliğin pratikte bir değer ifade ederek, ülke ve bölge gelişmişliğine katkısı olması
temennisiyle…

Zekat emir ve gerçeği, bunun en önemli göstergelerinden birisidir.
TOLAN, Barlas, Toplum Bilimlerine Giriş, Adım ve Murat Yayınları, Ankara, 1996, s. 54.
KRESH-David-Crutchfield, S. Richard, Sosyal Psikoloji, (Theory and Problems of Social Psychology),
çev.Erol Güngör, İstanbul, 1980, s. 33.
Kur’ân, Alak, 96/1.
Necm, 53/39.
Nahl, 16/89.
Enfal, 8/53.
Seyyar, Ali, Yoksul Ailelere Dönük Sosyal Politikalar,
http://www.sosyalsiyaset.com/documents/yoksul_ailelere_yonelik.htm
Adoni, N. “Sanayide Çevre ve İş Güvenliği Entegre Sistemleri”, İSO Dergisi, Sayı, 388, Temmuz-
1998, s.27.
22 Nisan 2005 tarihinde Öksüz Uşağı Köyündeki ziyaret ve görüşmelerim, hayvan ürünlerinin
değerlendirilmesi noktasındaki problemi öne çıkarmaktaydı.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Bir Yorum Yazın