Site Rengi

Dr. Hüseyin Emin SERT, İnsani ve Sosyal Gelişim Uzmanı, İNSGEM Resmi Web Sitesi

DUYGU DOYUMU

  • 11 Aralık 2008

ÖNSÖZ

Duygu Doyumu insanlar arası iletişimi, sevgi, aşk, evlilik, aile bağlamında ele alacaktır. İnsanın birçok duygusu vardır. Bu duyguların meşru ve kabul edilebilir çerçevede tatmin edilmesi huzur ve mutluluğa hizmet eder. Duygu ve ihtiyaçların sadece bedeni seviyede kalması, insanî değerlerden uzaklaşılmasına sebep olabilir.

Duygu doyumu bazen insanların içinde bir çözümsüzlük olarak da kalabilir. Eğer mantıklı bir açıklama bulunabilirse bu durum sıkıntı vermeyebilir. Kişi bilgileri ve ilgileri çerçevesinde bir düşünce ve davranış üretir. Huzuru hissedebilme ile kişinin hayat felsefesi arasında derin bağlar vardır.

Duygu doyumu olmadığında insanlar farklı şeylerden tatmin aramaya kalkarlar. Bu kişiden kişiye değişir. Kişinin değerleri inancı vs. bu arayışın sınırlarını belirler.

İnsan merkezli yaklaşım, insanı bir bütün olarak ele alır. İnsanı bütün olarak ele almak, beden, ruh ve sosyal olguları dikkate almayı gerektirir.

Karşılanmamış beklenti, hayal kırıklığına sebep olur.

İnsanlık Âdem (a.s.) ve Havva validemizden bu yana, bir şekilde duygu doyumunun etkisi altında kalmış huzur veya huzursuzluğu belirgin şekilde yaşamıştır. Habil ile Kabil kıssası bize ilk haset ve kıskançlık konusu hakkında açılımlar yapar.

Gündeme gelmeyen veya tatmin olmayan duygular şuuraltında insanı meşgul eder. Eşya zıtlarıyla bilinir. Yanlışı, doğrunun değerini anlamak için bilmelidir. Mutlak manadaki huzur ve mutluluk, beden, ruh ve sosyal sağlık çerçevesinde şekillenebilir.

 

Altı temel Duygu

Neşe

Sürpriz

Korku

Tiksinme

Öfke

Hüzün

Genç ve Birey Olma

Kişi kendini değerli hissetmek ister. Bu duygu gençlikte çok daha belirgindir. Çoklarının aynanın karşısında saatlerini harcamasının ardında beğenilme istek ve ihtiyacı vardır. Çok defa gençler yüz güzelliği ile sevimli olabileceklerini zannederler. Ama güzelliğe bir günde doyulur, güzel ahlaka bir ömür doyulmaz sözünü çok defa unuturuz.

Bir kimsenin kendisini anlayabilmesi her şeyden önce ilgilerini, hoşlanmadığı hususları, zevklerini, ihtiyaçlarını keşfetmesine bağlıdır. Bu hususu gerçekleştirme ise kişilerin arasına katılma, arkadaş edinme ile mümkündür.

Bireyin kişiliği birçok özelliklerin bir araya gelmesiyle oluşur. Beden yapısı, mizacı, ilgileri, psikolojik ihtiyaçları, yetenekleri, alışkanlıkları, tutumları kişiliği oluşturan ögelerden bazılarıdır. Kişiyle ilgili bunların hepsinin bilinmesine imkan yoktur.

Gençlik dönemimizde kendimizle, dünyayla ve diğerleri ile ilgili temel ve çekirdek inanışlar geliştiririz. Zaman geçtikçe bu temel inanışlar düşüncelerimiz ve bazı olaylara yaklaşımımız üzerinde etkili olmaya başlar. Erken dönemde kazanılmış bu tür inançlar insanların ileri yaşamlarındaki duyguları ve davranışları üzerinde güçlü etkilere sahiptir.

Karşı Cinse İlgi ve Tanıma

Karşı cinse ilgi ailelerin kız ve erkek evlat arzularına kadar gider. Ergenlik ile bu ilgi karşı cinse doğru kayar. Ergenlikte önceleri bedeni gelişim ile irtibatlı mukayeseler yapılır. Daha sonra bu karşı cinse ilgi, sevgi boyutuyla devam eder. Aşk ile farklı bir boyut kazanır. Bu bir nevi hayatın cilvelerini anlamaya başlama şeklindedir.

Seviyeli arkadaşlıklar vesilesiyle karşı cins daha olumlu ve gerçekçi bir biçimde değerlendirmeye tabi tutulabilir. Ancak bu baş başa kalma ve ateş ile barutun yan yana durması gibi tehlikeli noktalara gitmemelidir. Üçüncü kişilerin olmadığı yerde nikâhsız bir bayanla baş başa kalmak tehlikelere götürür.

İlgi, Sevgi ve Aşk

Sevgilimiz ilişkiyi bitirdiğinde nerede yanlış yaptığımızı düşünmeye başlarız.

Sevgi, ilgi, korunma gibi pozitif yaşantıların eksikliği depresyona girmeye neden olabilir. Bunun nedeni beynimizin belli seviyelerde pozitif bilgi girişine ihtiyaç duyması ve bazı kimyasalları salgılayarak stres seviyesini azaltmasıdır. Dünyadaki bütün insanların mutlu ya da mutsuz hissettiği ortak bazı durumlar vardır.

Mutluluk yaratan durumlar

Sevilmek ve istenmek

Diğerlerine yakın olmak

Kabul edilmek ve ait olmak

Arkadaşlara sahip olmak

Bir gruba ait olmak

Diğerlerinin gözünde değerli olmak

Takdir edilmek, beğenilmek

Diğerlerine ve kendine çekici gelmek

Bir statüye sahip olmak ve saygı görmek

Mutsuzluk yaratan durumlar

Sevilmemek ve istenmemek

Terk edilmek

Kabul görmemek

Arkadaşsız kalmak

Dışlanmak

Diğerlerinin gözünde az bir değere sahip olmak

Takdir edilmemek

Diğerlerine ve kendine çekici görünmemek

Statü kaybetmek ya da daha düşük bir statüye zorlanmak

Yukarıdaki liste düşük stres hormonu seviyeleri ile ilişkilidir. Bunlar kendini iyi hissettirici şeylerdir. Aşağıdaki liste ise artmış stresle ilgilidir. Beyin güzel hissettiren şeyleri ister. Bunu başaran insanlar sosyal olarak başarılı, diğerlerinin yapamadıklarını yapabilen insanlardır. Bu insanların hayatta kalma ve genlerini geleceğe aktarma ihtimalleri daha fazladır. Demek ki biz biolojik olarak da yukarıdaki listedekileri yapmaya, aşağıdakilerden ise uzak durmaya eğilimliyiz. Sosyal başarı bizim duygularımızla bağlantılıdır. Düşüncelerimiz aşağıdaki listeye doğru geçiş yaptıkça daha mutsuz oluruz.

Sevgililer Günü

İnsan bazı değerleri kaybettikten sonra anlıyor.

Sevgi ve değer

Bazı şeyleri erken söylememek gerekiyor.

Beni çok kırdın, uğraşırsan düzelebilirz.

Özel günlerde gelmedi.. Çocuk yokken bitsin… Hamile olduğunu öğrendi… Çocuğunu boşanmaya engel olduğu için sevemedi… Yeğenin mi dedi, hamile olduğu için ağladı… Boşanmayı istediği eşinden olduğu için çocuğunu sevemedi… Erkek bir kadının canını yakacak… Hacca gidip dini inancı güçlenince bazı yaklaşımlar değişti.

Kırılma noktasını tamir etmesini beceremiyor. Hayattan farklı beklentiler mi var.

 

Eş Olabilmek:

Bir bütünün iki yarısı,

sen ne zaman hatırlayacaksın diye bekliyordum.

 

Karmaşık Duygular

Bazen insan karmaşık duygular yaşar. İçinden çıkamaz. Bu noktada profesyonel bir açılım yapmak gerekirse destek almak gerekebilir. Bazı duygular farklı kılıklara girerek kişiyi ters köşe yapabilirler.

Dış görünüş ile iç görünüş çok farklı…

Teklifler hoşa gider, beğenilmek insanı derinden etkiler…

Kadınlar hissettiklerini karşısındakine söylemez. Kimin için süsleniyor… Kendim için giyiniyorum der.

Kadında beğenilmek isteği vardır ve çok belirgindir.

Kadınlar ya ihtiyaçtan ya inançtan başını örterler…

Beğenilme arzusundan dolayı bazı tarzlar oluşturulabilir.

Akraba

Akrabalık ilişkileri

Komşu

Komşuluk ilişkileri,

Apartman, yemek alışverişi, ziyaretler, çocukların

Arkadaşlık İlişkileri

Kadınlar daha rahat paylaşımda bulunabiliyorlar. Candan davranabilmek, detayları konuşabilmek, çocuklarının yanında kocasından bahsetmek, bir de o haliyle başka arayışlarda bulunabiliyor.

Dünyevî kültür, dinî kültür,

Elinde dua kitabı, müşteri çekmeye çalışıyor

İbadette kabahatte gizlidir.

İletişim kurulabilecek, güvenilebilecek insan çok az…

Değerli olabilmek için derli olmak gerekiyor…

İnancın Gücü

İnançlar canlandığında güçlü duygu ve hisleri de beraberinde getirir. Başaracağına inananlar başarır.

Herkes inancı ile mutlu olurken, inançsızlığı ile de mutsuz olur.

Riyakarlık,

Her şeyin temeli inançtır.

İnancı zayıf insanlar çok farklı ilişkiler yaşayabiliyor. Minareyi çalan kılıfını hazırlıyor.

İnanç olsa aşk yine yaşanır. Aşk yürekte yaşanır, bedende tende yaşanmaz. Aynı mekanda olmak, cinsellik aşka dahil değildir aslında…

İnanç olmadıltan sonra evli yada bekar bazı şeyleri kontrol edemiyor.

Evliliğe Giden Yol

Evliliğe giden yol sağlam bir zeminde olmalıdır. Duygu doyumunun en belirgin ortaya çıktığı sahadır evlilik… Bu tercih ne kadar bilinçli yapılabilrse o kadar sağlıklı bir iletişim dünyası kurulabilir. Bu noktada, bilgi ve tecrübe desteği almak yanılgıları azaltabilir. Her iki tarafı iyi tanıyan bir aracı olursa sağlıklı bir bağ kurulabilir. Kişilerin kendileri bu bağları önceden kurmaya çalışırlarsa bu sonraya dönük ciddi problemlere altyapı oluşturabilir. Koklanmamış gül isteyen başka gülleri koklamaya kalkmamalıdır. İffet sadece kadında değil erkekte de geçerlidir.[1]

Aile yuvaları kurulurken, sağlam temellere oturmasına ve uzun ömürlü olmasına dikkat edilmelidir. Karşı tarafta inanç, ahlâk, huy güzelliği aranmalıdır. Seçim iyi olsa, geçim de iyi olur. Tercih, geçici ve dünyalık şeyler için olmamalıdır. Maddi menfaatler, manevi değerlerden üstün tutulunca, manevî eksiklikten kaynaklanan olaylar, ailenin düzenine ve huzuruna zarar veriyor. Evlilik öncesi, yanlış ilişkilere, yanlış alışkanlıklara ve yanlış arkadaşlıklara dikkat edilmelidir. Düğünlerde eğlence şekillerimiz, özentilerimiz, aile yuvalarının ömrünü kısaltıyor.

Alkol, kumar, ihanet, müstehcenlik, aile fertlerinin başkaları ile sınır tanımayan ilişkileri, ailede patlayan bir bomba oluyor.

Ailede kızıştırılan reislik, eşitlik, özgürlük, cinsellilğin ön plâna çıkarılması aileler için birer tuzak oluyor.

Moda asrilik çağdaşlık gibi söylentiler, aileleri geleneksel yapısından koparıp otel yapısına döndürüyor.

Aile yuvalarının en çok zarar gördüğü konu; aileler kurulurken ve daha sonra dinin evden sürülüp çıkarılmasıdır. Makinayı yapan “bunu nasıl kullanırsanız kullanın o çalışır” demiyor.. Bir kitapçık sunuyor. “Buna uyarak çalıştırın” diyor. Ailenin uzun ömürlü olması ve mutluluk yuvaları olması için yaratıcı da bir talimat göndermiş, uyulmayınca ne olur?…

Bugünün aileleri gerek kuranlar, gerekse kuruluş şekilleri itibariyle çok zayıf, çok cılızdır. En ufak bir sebep ailenin yıkılmasına neden olmaktadır.

Gençlerimizi, yalancı ve sahte mutluluklar aldatıyor. Evliliğe gençler kendileri karar verdikleri gibi, boşanmaya da kendileri karar veriyor.

Evlilikte kadın erkekten daha az akıllı olursa o evlilik iyi gider.

Evlendikten sonra erkek kabalaşır mı? Nişan döneminde şiir yazıyor..

Erkekler eşlerinden çok şeyi saklayıp güçlü görünmeye çalışırlar. Söyledikleri geri dönebilir diye saklayabiliyor. Kadınlar duygularını çok daha rahat dışarı vuruyor.

Erkek işini evine getirmemeli…

Anlaşarak evlenmek…

Gençlik gerçekten delilik,

Çay içti, dürüst olmak, devam ettirelim…

Girilen bir yol, Evlilik kaderin en belirgin tecelli ettiği yerdir.

Birliktelik oluyor, tatmin olmuyor, kadında zihinde biter. Beyninde hoşlanma hissetmeyen kadın tahrik olmaz. Erkekte görüntü ile başlar. Erkeklik gururunu zedelemeyeyim diye konuşmuyor… Gururu zedelenmesin diye kadın belli etmez… Tecrübeli, farklı şeyler biliyor, hiç mi bir şey öğrenmiyor… O benimle tatmin oluyor, ben onunla tatmin olamıyorum.

Cinsellik dinde yok mu, öpün okşayın, güzel sözler söyleyin.. Dinde her şey var… Açıklayabilmeli…

Söz Kesme

Nişan

Alış-Veriş Çarşısı

Sosyal Çevre ve Aile

Aile İçi İletişim

Başarılı iletişim kuranlar genellikle ilişkide bulunduğu kimselere güven ve saygı duyan insanlardır. İşbirliği ve paylaşma duygusu, insanların sorunları anlamalarını ve görüşlerini söylemelerini kolaylaştırır. Bunu sağlamakta iletişim vazgeçilmez bir süreçtir.

İyi iletişim kuramayan insanlar genellikle kendi görüşlerini büyük bir inatçılıkla savunanlardır. İletişim kuramamanın en önemli nedeni korku duygusudur. Diğer insanlar olumlu ilişki kurabilme becerisi kişilerin duygusal güvenliğine ve ilişkide bulunduğu insanların gelişmelerine katkıda bulunma gücüne bağlıdır.

Eşlerden biri gergin olduğunda diğeri olayı aşağıdan alabilmeyi bilmelidir. Aksi halde çatışmaların ardı arkası kesilmez. Bu noktada öfke anı stratejisi devreye girmelidir. İnsan kurduğu iletişimlerin ışığında kendini yeniden tanımlar.

Bazı zamanlar eşler birbirlerine diğer zamanlardan daha fazla ihtiyaç duyarlar.

İnsanlar en çok sevdiklerine en çok kırılırlar.

Siz yolda ilk defa karşılaştığınız bir insana en yakınınıza gösterdiğiniz aşırı davranışları gösterir misiniz?

Sadece erkeğin kadında hakkı yoktur. Kadınında erkekte hakkı vardır.

Kur’anda : “Hanımlarınız sizin için bir örtü, sizde onlar için bir örtüsünüz” (Bakara : 187) buyrulmuştur.

Allah Rasûlüde : -“Kadınlar hakkında hayırlı olup, nezaketle muamele etmenize dair vasiyetime uyunuz”, buyurmuştur. (Buhari Enbiya : 1)

– Bir hadiste de : “Onlara yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin, onları dövmeyin, onlara “çirkin” demeyin, fena söz söylemeyin” buyrulmuştur. (Müslim:4/385)

-“En hayırlınız eşine ve çocuklarına hayırlı olanınızdır.” (Riyaz us-salihin : 2/148) demiştir.

Veda Hutbesinde de : “Kadınlar hakkında Allah’tan korkun. Zira onları Allah’ın emaneti olarak aldınız. Sizin onlar üzerinde hakkınız olduğu gibi, onlarında sizin üzerinizde hakları vardır” diyerek sıkı sıkı tembih etmiştir.

Boşanma

Duygu doyumu tatmin olamayan erkek ise başka yollar arar. Bu güzellik ile ilgili değildir. Tatmin olma sadece boşalma değildir. Kadın oturup düşünmeli, erkek oturup düşünmeli, günahı aldatanındır.

O beni bırakmıyor… Neden önceki gibi değilsin… Sen bende çok şeyi yok ettin. Sen kendine başkasını bul… Şimdiye kadar yaşadıklarım bir ömür boyu yeter. İçimden gelmiyor, ikiyüzlü olmak istemiyor… Mutlu ve tatmin edecek birini bul..

Maddiyat: evliliği zoraki devam ettirmeyi gerektiriyor.

Kırılmaları telafi edecek sistem iyi çalışmıyor.

Yeni bir hayat deneyim imkanı, bir başkası için evlilik bitirilemez. Daha iyi olacağını söylemek mümkün değildir

Kimseyi aynı evde yaşamaya başlamadan tanıyamazsınız.

Arkadaş için şiirler yazabilmek, siz, her şeyimsin demeyin, her şeyiniz olan biri olsun,

Gerçekten çok büyük laflar eden insanın sözlerine güvenilmez.

Aşk denilen bir şeyi gerçekten yaşayabilmek, o muhteşem bir şey, arada bir yaşanan sevgi, yüreğine birini alabilmek, işte o zaman zaten aldatmış olabilirim… Aldatmak sadece fiziksel anlamda değildir.

Video vs. seyrediliyor, kırılıyorsunuz.. Alıştığı için, hastalık, tatmin… seni mutlu edemiyorsam bana söyle… devam etti… birden istek kesildi… çok kötü oldu.. içinden gelmiyor…

İnanç seviyesi düşük insanlar…

Beraber seyredip beraber olma…

Birliktelik yaşanıyor ve insan mutlu ise, diğer şeylere bakmak saygısızlıktır. Senin ihtiyacın varsa benim de ihtiyacım var… Eğer evlilikte Bir sorun varsa ancak beraber çözülebilir. Veya profesyonel bir destek alınabilir. Hakeme başvurulabilir. Süreç yönetimi bu noktada gerekebilir.

 

Aile İçi İletişim Stratejileri

Sağlıklı bir iletişimin gerçekleşmesi, alınan ve verilen mesajların ne derecede algılanabildiğine bağlıdır.

Öfke Anı Stratejisi

Eş Olabilmek

İhtiyaç

Kişinin doyurulmamış ihtiyaçları, açığa vuramadığı duyguları, umut ve beklentileri farklı arayışları doğurabilir. Bu durumlar bazı düşsel sorular ile tesbit edilebilir. Mesela, “İstediğiniz kadar paranız olsaydı ne yapardınız?, “Her türlü imkanlarınız olsaydı hangi mesleğe girmek isterdiniz?” gibi sorular bazı açılımlar sağlayabilir.

Evlilikte Mutluluk Sanatı

 

Evlilik, bir nimet ve sanattır. Evlilikte mutlu olabilmek, insanın önce kendisini tanımasıyla direk ilgilidir. Kendini bilen, Rabbini, bilir, düsturundan hareketle, Rabbini bilen ile güzel geçinilir. Güzel geçinmesini bilenlere, mutluluk kendiliğinden gelir. Böyle geçim erbabına, herkes imrenir. Bu yollardan özveri ile geçilir. Beslenmeyen çiçek ölür. Eş’ler bir çiçektir. Erkekler kaktüs, kadınlar daha narin çiçektir. Ama her şeye rağmen çiçektir. Bakım ve ilgiye muhtaçtır. Çocuklar meyvesidir evliliğin… Meyvenin lezzetli olması için ebeveyn kalitesi önemlidir.

Aile içi samimi, dürüst, ilgi, bilgi, inanç ve güvene dayalı sansürsüz iletişim kapılarının devamlı açık tutulabilmesi huzura giden emniyetli bir yoldur. Sevgiliden gelecek her şeye, sevgi ve anlayışla yaklaşabilme cesareti birçok meseleyi çözer.

Doyumlu bir ilişki, derin özlemlerimizin gerçekleştiği alandır. İnsanın yaşamdan doyum ve haz almasının yüzde ellisini eşiyle olan ilişkisi belirliyor. Diğer yüzde ellisini ise sağlık, iş yaşamı, sosyal yaşam, takdir görmek, arkadaşlıklar ve tüm diğer etkenler oluşturuyor. İlişkinizin sağlığı, iki tarafın da birbirini ne kadar geliştirdiğine ve haz verdiğine bağlıdır. Sağlıklı ilişkiler tesadüfen kurulmaz. Şans işi hiç değildir. Öncelikle kişinin kendisiyle ve partneri ile sağlıklı ilişki kurabilme becerisini kazanması önemlidir.

 

Bilinçli ilişki öncelikle bilinçlenmeyi gerektirir. Sağlıklı ilişki kurabilmek bir yaşam sanatıdır. Öğrenilerek kazanılan bir beceri.

Hayatınızın her alanında sağlıklı kararlar almamız için ihtiyacımız olan bakış açısını kazanabilmek çok önemlidir.

“Mutsuz evlilikler sevginin değil, dostluğun olmamasından kaynaklanır.” Friederich Nietzsche

“Bu güne kadar kaç erkeğin evlilik ve kariyerini birlikte nasıl yürütebileceği konusunda tavsiye istediğini duydunuz?”

 

Gloria Steinem

 

 

Doyumlu ve mutlu bir evlilik, erkekle kadın arasında bağımsızlık ve özgürlüğün eşit, bağlılığın gönülden, görevlerin karşılıklı olduğu bir ilişkidir.

 

Tüm evli çiftler sevişme sanatı kadar münakaşa etme sanatını da öğrenmeliler. İyi münakaşa objektif ve dürüsttür. Asla intikamcı ve kaba değildir. İyi münakaşa sağlıklı ve yapıcıdır. Evliliğe eşit partner olma prensiplerinin yerleşmesini sağlar.

 

İlişkiler çiçek gibidir. Sürekli özene ihtiyaç duyar. Ben bitkilerime geçen ay ihtimam göstermiştim, deyip onlardan uzun süre ilginizi esirgemezsiniz değil mi? İlgi göstermezseniz bitkinizin önce solacağını, ilgisizlik devam ederse öleceğini bilirsiniz.

 

Evlilik, kişinin büyümesi, olgunlaşması için en büyük şansıdır.

 

Evlilik danışmanının amacı çiftler arasındaki dostluğun ve sevginin yeniden oluşmasını sağlamaktır.

 

Sorunları çözümlemek, iletişimi ve dinleme becerilerini geliştirmek, birbirinin inanç ve değerlerini anlamak, ancak amaç, sevgiyi ve dostluğu yeniden oluşturmak amacını taşıyorsa sonuç verir.

 

Çiftlerin birbirlerine duyduğu sevginin her gün, her hafta pekiştirilmesi çok önemlidir. Eğer çiftler yıllar boyu süren özensiz davranışların sonucunda dönüşü olmayan yola girmemişlerse (ki, dönüşü olmayan noktanın da göstergeleri vardır. Bu noktada boşanma en sağlıklı çözümdür) her ilişkide sevgi ve dostluk yeniden kazanılabilir.

Huzur ve Sükûna Kavuşacağınız Eşler

Sevgi, Allah’ın eşler arasına koyduğu ilahî bir nimettir. “İçinizden, kendileriyle huzura kavuşacağınız eşler yaratıp; aranızda muhabbet ve rahmet var etmesi, O’nun varlığının belgelerindendir. Bunlarda, düşünen millet için dersler vardır” (Rûm, 30/21). Burada huzur ve sükûna kavuşacağınız eşler tabiri çok orijinaldir. Aile yuvası, üyelerinin mutluluğu hissedeceği kutsal bir ocaktır.

Sıradan evliliklerde, zoraki bir hayat çemberi içinde mutluluğu katlediyoruz. Mutluluğu aile ocağında değil, bulamayacağımız yerlerde arıyoruz. Karşılıklı anlayış, saygı ve sevgi ailenin temeli olmalıdır. Bu temelde yükselen aile yuvası sağlam olacaktır. Eşler birbirini eleştirdikçe ve sürekli hatalar ön plana çıktıkça, aile hayatı çekilmez olur. Eşler birbirinden uzaklaşır, kendilerine yeni bir dünya kurma arayışı içine girebilirler. Etki ve tpki ile bir yere varmak mümkün değildir.

Evlilik taraflara ciddi bir sorumluluk ve farklı rol yükler. Çocuk daha ayrı bir boyut getirir. Bazen erkek çocukla, hanım kocasına diklenir. Kız ise, bir an önce erkek beklenir. Aile ocağı, istenmedik maceralara sürüklenir… Çocukları büyütmek, terbiye etmek çok kere anneye yüklenir. Bilhassa yoğun çalışan baba, çocuğunu uykuda öpebilir. Sevgi paylaşımı eksik kalır, körelir.

Hayat Tarzımız Gözden Geçirilmelidir

Mutlu ve huzurlu bir ev’lilik için evin her odasının önemli fonksiyonları vardır. Hiçbirinin ihmali hoş değildir. Mutfak da önemli, misafir odası da… Oturma odası, TV odası olmaktan çıkarılmalıdır. Evlilikte mutluluk ve aile içi iletişim önündeki en ciddi engellerden biri de TV’lerdir. Beni yazmadan bazen uzaklaştıran unsurlardan biri okumayıp izleyenler… Ama neyi izleyen? Abuk sabuk dizileri, acayip dedikoduları, içinden çıkılmaz gibi bir yaklaşımla ele alınan aile facialarını, yapamayacakları yemekleri… Koca, maç izleme, kahvehane vs. ile eş’ini ihmal eder. Hanım dizi, gezi vs. ile eş’ini ihmal eder. Huzur ve mutluluk da başka yerlere göç eder. Her iki taraf da ızdırap çeker. Yatak odası, stres ve sıkıntıları atıp, huzur ve sükûna ermek içindir. Eşinin ihtiyacını görürken, kendi ihtiyacını neden devre dışı bıraksın kişi… Kendi ihtiyacını devre dışı bırakan, olamaz, mutlu kişi… Tevhidi ailede gerçekleştiremez, anlamaz hiçbir şeyi… Duygu paylaşımı olmadan el tutmuşsunuz, beraber olmuşsunuz, doyuma ulaşılabilir mi? Neden bu durum, tek boyuta indirgenir, mutluluklar ve güzel paylaşımlar ertelenir? “Ön hazırlık olmaksızın, tatmin ve duygu doyumuna erişmek mümkün değildir. Devamlı bir yönü eksik kalır…

 

Aile içinde paylaşım, yemek ve uyku saatleri, iyi düzenlenmelidir. Tüm aile üyeleri ve karı koca, baş başa birbirlerine vakit ayırabilmelidir. “Durum Teorisi” ve “An’ı Yaşamak” o an ne yapılıyorsa, o işe yoğunlaşıp verimlilik merkezli yaklaşımı gerektirir. Bir anda birden çok şey ile meşgul olanlar hiç birinde verimli olamazlar. Asıl olan öne çıkarılmalı, diğerleri kontrol atında tutulmalıdır. İhtiyaç ancak beraber giderilebilir. Duygu doyumu, beraberlikle gerçekleşir. Duygu doyumunun ihmal edildiği evliliklerde mutluluklar ertelenir.

Denge insanı olabilmek, evlilikteki huzur ve mutluluğun da anahtarıdır. Olayı bütün boyutları ile ele alabilmek, farklı açılardan değerlendirebilmek gerekir… Gelişim, açılım ve standart arayışı için uğraşılmalıdır. Hiçbir şey emek sarf edilmeden bulunmaz. Hayatın üzerinde döndüğü “mutluluk arayışı” için, zoru göze alabilmek gerekir. “Zoru göze almayan, rahat ve huzurlu bir hayat yaşayamaz.” Yüce Rabb’imiz de zorluk peşinden kolaylığın geleceğini haber vermiştir (İnşırah, 94/5-6).

Etki ve tepki ile bir yere varmak mümkün değildir. Burası hassas nokta… Hiçbir otorite başkaldırıdan hoşlanmaz… Halini arz etmesini bilmek bir sanattır. Kadın aşırı yorulduğunda, erkeğin neler kaybedebileceğini münasip bir lisan ile anlatmasını bilmelidir. Yardıma muhtaç olduğunu fark ettirene, yardım etmeme erkekliğe yakışmaz. Ama bunun nerelerde ve nasıl olacağı noktasında farklı hassasiyetler olabilir. Bu da ayrı açılıma ihtiyaç olan bir konu… Ey erkekler, çok şey istemeyin şu zavallı hanımlardan da, mutluluğu yakalayın… Kahve köşesinde bulunmaz, evde kaybedilen mutluluk, hele meyhanede hiç… Ne almak istiyorsanız onu verin. Meyve olgunlaşmadan yenmeye kalkılırsa ağız buruşturur. Sabretmesini bilin… Emek verin iletişim ve ilişkilere… Ey kadınlar burnunuz büyük olmasın… Süs ve gösteriş, hiçbir şeyde aşırıya kaçmayın… Kocanızı zor durumda bırakmayın. Yoksa huzur ve mutluluğunuzdan olursunuz.

 

Herkes önce kendi olsun. Kendini ve etrafındakileri ihmal eden, mutlu ve huzurlu olamaz. Gerçi burada “rol teorisi” denilen başka bir boyut girer devreye… Çocukları için yaşadığını söyleyip, kendini, kocasını ve etrafındakileri ihmal eden kadın aslında çocukları için de yeterince verimli olamaz. Her şeyin yeri ayrıdır. Dengeleri iyi korumak, bütünü iyi görmek, nerde neyi nasıl yapacağını iyi bilmek gerekir…

 

Hanımın duygusallığı, kocanın mantığı ile birleşince verimli ve mutlu bir aile ortaya çıkar. İşte burada, devreyi iyi kurmak, artı ve eksiyi, sigorta attırmadan enerjiye dönüştürmek gerekir. Aile yönetimi, devlet idare etmekten bile zordur. Devlette, kanun, tüzük, yönetmelik yazılıdır, bellidir. Ailedeki çok şey o andaki duygusal yapı, öfke, vs. atmosferinde şekillenir.

“Kadın, ailede daima gül’sün.

Dilin güzel söylerse bülbül’sün.

Kırılmasın, hiçbir yürek, daima coşsun…

Sen nezaket ve inceliğinle hoş’sun”

 

Yaşanılan ortam çok önemlidir. Çevre ve yaşanılan ortamdan koparılan hiçbir canlı, anlaşılamaz ve yaşayamaz. Sadece metropol veya kırsaldaki değil, her yerde insan, özel ve ayrı bir dünyadır. Bilgisi, tecrübesi, hayata bakış tarzı, ümit’leri, beklentileri… Güven ve emniyeti… Hayatından emin’liği…

 

Ailede bütün taraflarca samimi ve dürüst olarak çözüm ve iyi geçim yolları aranırsa mutlaka bulunur, huzurlu olunur… İleri seviye ihtilaf anlarında, tarafların razı olacağı, 3. gözün, ilgili ve bilgili samimi bir açılımın olduğu ortamları oluşturmak gerekir. Hakem ve Gönül Doktoru bu gayeye hizmet edecek… Ailede, her şeye gerektiği kadar değer verilir, bütünün içindeki yeri belirlenirse, herkes haddini ve hududunu, sınırlarını bilirse mesele kalmaz. Bazen sınırları hatırlatmak içinde 3. Göz’e ihtiyaç olabilir. Bazı kişi ve kesimler, doğruya göre değil de söyleyene göre değerlendirme içine girebilirler. Eğer samimi iletişim ve güçlü altyapı yoksa kaynana söyler ise gelin, gelin söylerse kaynana, yanlış anlayabilir.

 

Diğer taraftan “Cemiyet Adamı” dediğimiz kimlik burada önemlidir. Tarafların itimat edeceği kişi ve kimlikler bazı meselelere müdahil olabilmeliler… Güzel iletişimle çözülemeyen konuların “aile faciası” ile sonlanmasının sebebi, “adalet”in tecellisini sağlayacak mekanizmanın işletilememesidir. Buna Kitabımızda da işaret edilir.

 

Elti, kayın, kaynana, görümce, baldız, enişte herkes sınırını iyi bilecek… Aile reisi burada iyi bir dengeci olacak… İçişleri bakanı, dış işlerine ve başbakanın işine direk müdahale ederse sistem “sos” verir. Kaos’u görebilmek ve oraya varmadan önleyebilmek de bir sanattır. Öfke ile kalkan zarar ile oturur. Öfke anı stratejisi iyi bilinmeli ve zararsız sonuca gidilebilmelidir. Eleştirme, bütünü göremeyip, problemi gerçekten çözme cesareti gösteremeyenlerin sığındığı bir kolaycılıktır. Yersiz ve zamansız yüklenmeler, iletişim ve ilişkiyi olumsuz etkiler, hatta acı verir. İki tarafta verimsizleşir, kırılır, kopar. Aradığını bulamaz. An’ı yaşamaya ve dürüst çözüme, güzele ve verimliliğe odaklanmak gerekir.

 

Erkek ve kadın muhtemel rollerine uygun olarak yetişmeli… Erkek, koca, baba, aile reisi, ailenin, geniş aileye açılımdaki iletişimcisi… “Ne anadan ne yardan” vaz geçmeyen denge insanı olmak zorunda… Burada Anne’ye anneliğini, hanıma hanımlığını hatırlatma gereği olduğunda, bunu göze alabilmeli… Ama iki tarafı da kırmadan, dökmeden… Kimse de kırılıp döküleceği yere yaklaşmamalı…

 

Aile olmanın kişiye yüklediği hak ve sorumluluklar… Yeni rollere uygun stratejiler belirleyebilmek, bu yolda gelişip ilerleyebilmek için “bilmek” uygulayabilmek, yaşamak ve yaşatmak gerekir. Aileyi bilebilmek… Huzuru ailede nasıl bulacağını, yaşayacağını bilmek… Yaşamak yaşatmak… Mutluluk vererek mutlu olmak… Haz vererek haz almak… Haz makamında daimi kalmak… Nefis ve şaz makamından uzaklaşabilmek, huzur ve mutlulukla buluşabilmek…

Beslenmeyen her canlı ölür. Aşk ve aile huzuru da daima beslenmelidir. Beslenmeyen sevgi ölür, aile bağları dağılır. Zoraki bir hayat yaşanır. Canlı olarak kabre konulmak, böyle bir şeydir sanırım… Aile huzur ve mutluluğunu öldüren, kendini yalnızlığa ve mutsuzluğa atar… Huzur ve mutluluk, aile içinde, verimli iletişim kurallarına ve dini hassasiyetlere uygun olarak aranırsa meşru dairede daima bulunur…

Ailede 3. Şahıs “Çocuk”

 

Çocuk Eğitimi

 



[1] “(Onların her ikisi de eşit derecede suçludur:) zina yapan erkek ancak zina yapan bir kadınla -yani, (kendi cinsel arzularına) uyan bir kadınla- evlenir; zina yapan kadın da ancak zina yapan bir erkekle -yani, (kendi cinsel arzularına) tabi olan erkekle- bir araya gelir: bu (birleşme) müminlere yasak edilmiştir” (Nûr, 24/3).

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ