EVREN YASALARI MI SÜNNETULLAH MI?

1 -EVREN YASALARI MI SÜNNETULLAH MI?
Hepimiz biliyoruz ki insan; akılla donatılmış bir varlıktır. . Merak duygusuyla yüklüdür. Her konuda olduğu gibi evrenin gizemli yapısı hakkında da içinden bir takım sorular sorar. Bilinç düzeyi geliştikçe sorduğu sorular daha karmaşık bir hal alır.
İnsan bu evrenin bu kusursuz güzelliğini düşündükçe onun daha kusursuz bir varlık tarafından yaratıldığını fark eder. Bu varlık insan gibi ölümlü bir varlık olmadığı gibi diğer ölümlülerin de, evrenin de ‘’KADER’ini elinde bulunduran bir güçtür. Yani Allah’tır.
Yüce Allah kendisine gerçekçi bir imanla inanılmasını ister. Bu nedenle Kutsal Kitabımız Kuran-ı Kerimin bir çok ayeti, insanını merak duygusunu kamçılamaya yöneliktir. Onlara harekete geçirir ve düşünmeye zorlar:
‘İnkar edenler gökler yerler bitişik bir halde iken , bizim onları birbirinden kopardığımızı ve her canlı şeyi sudan yarattığımızı görüp düşünmediler mi?Onları sarsmasın diye yeryüzünde bir takım dağlar diktik. Orada geniş geniş yollar açtık. Ki maksatlarına ulaşsınlar. Biz gökyüzünü korunmuş bir tavan yüz gibi yaptık. Onlar ise gökyüzünün ayetlerinden çevirirler. (Enbiya30-33)
Bu ayetlerde evrenini oluşumuna ilişkin bazı ipuçları verilmiştir. Araştırılıp bakıldığında bunların bilimsel verilerle çelişmediği görülür. Çünkü evreni yaratan da ayetler gönderen de Yüce Allah’tır.
Dinimize göre evrendeki bütün varlıkların yaratıcısı Yüce Allah’tır. Dolayısıyla hiçbir varlık kendi kendine var olduğunu iddia edemez. Yüce Allah evrenini dışında var olan bir varlıktır.
ARAŞTIRMACI BİR İNANCA SAHİP OLAN BİR MÜSLÜMANIN GÖRÜŞÜ ŞÖYLEDİR.
1 – Gerçekçi bir imana sahip olan bir Müslüman Allah’ı yaratıcı olarak bilir ve evrenin sahibi olduğuna inanır.
2 – Allah’ın evreni belli bir düzene göre ve belli bir amaçla yarattığını kabul eder.
3 – Evrenin kendiliğinden oluştuğuna inanmaz. Yine bu evrendeki şeylerin başlangıçsız ve sonsuz olduğuna da inanmaz.
4 – Evrendeki her yaratığı Allah’ın varlığına, birliğine, irade ve güç sahibi olduğuna birer kanıt olarak görür.
KADER VE ALLAH’IN YARATMA SIFATI
K. Kerimde Allah’ın insanı yarattıktan sonra onu başıboş bırakmadığı bildirilmektedir. Yani Allah bir defa yaratıp, bizi bırakmış değildir. O bizleri gözetim altında tutarken de yaratma işine devam ediyor.
Dinimize göre Allah ‘KADER’in der yaratıcısıdır. Yani sonsuz bilgisine dayanarak geçmişe ve geleceğe ait bütün olayları bir ölçü içerisinde yaratmıştır. (Taha 50)
EVRENİN YASALARI
Allah’ın koyduğu değişmez yasalara ‘SÜNNETULLAH’ diyoruz. Bu yasaları 3 başlık altında toplayabiliriz:
1 – BİYOLOJİK YASALAR :Canlılığın devam etmesi, bitkilerin büyümesi, doğum, ölüm olayları gibi. Örneğin bir insan doğar doğmaz yürüyemez. Hemen de yaşlanmaz. Çok soğukta kalırsa üşür ve hasta olur. Üşüdüğümüzü de titreyerek anlarız. Yani bu bize bir uyarıdır. Bu uyarı ile çok fazla soğuk almadan gerekli önlemleri alırız. )
2 -FİZİKSEL YASALAR :Suyun kaldırma kuvveti, yerçekimi kuvveti… gibi yasalar bizim hayatımızı kolaylaştıran yasalardır.
3 -TOPLUMSAL YASALAR: İnsanların birbirlerine üstünlüklerinin olmayışı, her türlü aşırılık ve fanatizmin yasaklanışı, bir milletin kendisini değiştirmediği sürece Allah’ın da onların durumunu değiştirmeyeceği, ister mümin olsun isterse olmasın çalışan, emek harcayanın kazanması vb…
Bu yasalar önceden yaratılmamış olsaydı, bilim ve teknolojinin gelişmesine imkan olmazdı. Güneş sisteminde yer alan değişmez yörüngeler, matematikteki pi( ) sayısı, fizikteki Arşimet ve yerçekimi kanunu, suyun belli bir derecede donması ve kaynaması , bulut olmadan yağmur yağmaması, vb. hepsi birer ‘Sünnetullah’tır. Bu yasalar dünyamızın anlaşılırlığını sağlar.

SÜNNETULLAH İNSANLIĞA NELER KAZANDIRIYOR?

Sünnetullah insana güven ve umut duygusu verir. Çünkü bu sayede örneğin güneş hep aynı yerden doğar, mevsimler aynı sıra ile birbirlerini izlerler, yukarı atılan cisim her zaman yere düşer, su hep 100 derecede kaynar. İnsan da hayatını hep bu güvenceye göre şekillendirir. Aksi halde her zaman panik içinde yaşar ve umutlarını yitirirdi. Sözgelimi umulmadık bir zamanda güneş kaybolsaydı bütün hayatımız altüst olmaz mıydı?

2 -İRADE
Etrafımıza baktığımızda bir çok canlının iradeleriyle hareket ettiklerini zannederiz. Örneğin bir kuzu yerdeki otlardan bir kısmını yerken bir diğerine burnunu uzatır uzatmaz çekilir. Bir arı balın yapılması için hangi çiçekten ne kadar alınması gerekiyorsa o kadar alır. Bir at yavrusunu emzirirken , başının sıkışıp ezilmemesi için ayağını kaldırır, tırnaklarının ucuna basar. Bir balık suya atılan ekmeği, bir fareyi kovalar. Bir fare kocaman bir mandadan kaçmadığı halde ondan çok daha küçük olan bir kediden yıldırım hızıyla kaçar.
Daha birçok örneklerini verebileceğimiz bu olaylar, onların; iradeleriyle hareket ettiklerini zannettirir bize. Fakat biraz daha düşünürsek;
Mesela arının baldan başka bir şey yapma imkanı var mı?Sözgelimi bu sene reçel, ikinci sene pekmez gibi yiyecek maddeleri yapabilir mi?Hepimizin cevabı ‘Hayır’ olacaktır. Çünkü böyle bir olay görülmemiştir ve işitilmemiştir. Onlarda görülen bu hallere ‘İÇGÜDÜ’ diyoruz. Bunlar ; Allah’ın bu varlıklarda yarattığı özelliklerdir. Bu yaratılış ile hiçbir öğrenime gerek duymadan arı bal yapar, örümcek ağ örer, balık yüzer, kuşlar uçar. . . . . . .
Bir kısım hayvanlar diğerlerinden ileri durumda olsalar bile , (maymunlar gibi)onların bu durumları insan gibi ‘Mükellef’ olmasını gerektirecek derecede değildir.
İNSANLARIN HAREKETLERİ VE İRADE:
İnsanları diğer canlılardan ayıran özelliklerinden biri de onların ‘İRADE SAHİBİ’ olmaları İnsanın hareketlerini gözden geçirdiğimizde bu hareketler iki kısımda toplamamız mümkündür:
A – KENDİ İRADESİNE BAĞLI OLMAYAN HAREKETLERİ :Nefes alması, damarlarındaki kan dolaşımı, kalbin atışı vb.
Bizim kendi isteğimizle yaptığımız işler olmadığı için; bunlardan sorumlu tutulmayız.

B – İRADEYE BAĞLI HAREKETLER :
Yürümek, hırsızlık yapmak, namaz kılmak, adam öldürmek, konuşmak gibi hareketler bizi kendi irademizle yaptığımız hareketlerdir.
Bu tür hareketler irademize bağlı olduğu için ölü ve cezası olan hareketlerdir.
İRADE KONUSUNDAKİ İNANCIMIZ :
İnsan iradesi ile ilgili işlerde ; Dilemek, insana; . . . yaratmak ise Allah’a aittir. İnsan neyi dilerse Allah da onu yaratır. Sorumlu olduğu işlerde Allah onun tersini yaratmaz. İnsan dilemesinde hür olmasaydı, o zaman insanda sorumluluk diye bir şey olmazdı.
İnsan sadece Allah’ın verdiği kuvvet ve güce yön verir. unu ister iyi yönde isterse kötü yönde kullanır. İnsan bir şoför gibidir. Otobüsün hareket için gereken güç ise motordan gelir, şoförden değil.
İnsan kendisine verilen bu güç ve kuvvetten değil, onu iyi veya kötü yönde kullandığından sorumludur. Kendisine verilen irade ise bu güç ve kuvveti her iki yönde de harcamaya yeterli durumdadır.
Allah kula gereken güç ve kuvveti ne zaman yaratır?
Kul(insan dileyip iradesini kullandığı anda Allah’ın dilemesi ve yaratması gerçekleşir. (Örneğin insan namaz kılmak istese de, adam öldürmek istese de Allah kişinin yaptığının doğru mu yanlış mı olduğuna bakmaksızın onun bu isteğini yaratır)Nitekim biz elektriği yakmayı diler ve düğmeye basarız. Lamba çok uzaklarda da olsa ölçemeyeceğimiz kadar kısa bir zamanda yanar.
İNSAN İRADESİNİN DEĞERİ :
Bir şeyin değeri onun sağlayacağı yarar ile ölçülür. Kış gününde giyilen bir paltonun değeri, bizi soğuktan korumasıyla daha iyi anlaşılır. Bir ekmeğin değeri açlığı gidermesidir. İnsan iradesinin değeri nedir?Ya da irademiz bize ne kazandırır, ne kaybettirir?İşte iradenin değeri deyince bunları düşüneceğiz.
İnsandaki irade dünya ve din işleri bakımından bir insanın mutluluğunu eksiksiz elde etmeye de tamamen kaybetmeye de yetecek durumdadır.
Mükellef olan her insanda yetecek kadar irade bulunur. ‘ALLAH HİÇ KİMSEYE GÜCÜNÜN YETMEYECEĞİ YÜKÜ YÜKLEMEZ'(Bakara286)
Ahirette insanların hesaba çekilme zamanında hiç kimse ‘bunları yapmaya gücümüz yetmedi’ diyemez. Aksine günahlarını itiraf edip pişman olacaklar:’Ya Rabbi bizi tekrar dünyaya gönder de salih amel işleyelim'(Secde, 12)diteceklerdir.
İradeli hareket bize o hareketi yapanın kişiliği hakkında bir fikir verir. Bir insanın ahlak ve terbiyesinin derecesini iradesi ile ölçeriz. Örneğin bir kimsenin acıkması, susaması ile onun ahlak durumunu ölçemeyiz. Çünkü bunlar onun iradeli hareketi değildir. Fakat açlığa susuzluğa dayanıp, ‘Benden daha aç kimseler var’ demesi veya ‘demek ki fakirler her gün bu azabı çekiyor onlara yardım etmeliyim’ demesi onun ahlakı hakkında bir fikir sahibi olmamızı sağlar. İyi insan olabilmek, hayatta başarı kazanabilmek sağlam ve kuvvetli bir iradenin sürekli iyi yönde kullanılmasına bağlıdır.

KAZA VE KADERE İMAN
Evrenini yasaları ve insandaki iradeyi anlamak kader konusunu anlamamızı kolaylaştıracaktır.
KADER ; Evrende olmuş olacak her şeye Allah’ın önceden bilip takdir etmesine denir.
KAZA ise; kaderin gerçekleşmesidir.
Kaza ve kadere inanmak İslam Dini’nin 6 iman esasından biridir. Peygamberimiz kendisine bir insan şekline girmiş olarak gelen ve Ona İman nedir? Diye soru soran Cebrail (a. s) ‘a ‘İman Allah’a, meleklerine, kitaplarına , peygamberlerine , ahiret gününe ve KADER’e, hayır ve şerrin yalnızca Allah’tan geldiğine inanmandır’ buyurmuştur.
Kuran-ı Kerimde de kadere iman ile ilgili ayetler vardır. Bu ayetlerin birinde ‘Biz her şeyi bir kader ile yarattık'(Kamer, 49) buyurmuştur.
Bu hadis ve ayet karşısında kadere inanmayı hiçbir Müslüman inkar edemez.
Kader sadece insanlarla ilgili olan bir konu değildir. Aksine, insanlarla beraber canlı-cansız, yaratılmış ve yaratılacak her varlık için yakından ilgilidir. Buna göre;
A -Suyun akıcılığı, taşın sertliği, ateşin yakıcılığı, gibi bütün eşyanın özellikleri kaderin bir parçasıdır.
B–Yerçekimi, rüzgarların oluşumu, hava basıncı, ısınan havanın genleşmesi, suyun kaldırma kuvveti. . . . . . . gibi doğal kanunlar da kaderin bir parçasıdır.
C – Hayvanlarda görülen içgüdüler, balıkların yüzmesi, kuşların uçması, arıların bal, örümceklerin ağ yapması. . . . . . . . . . vb. Allah’ın çizdiği kadere bağlıdır.
D -Vücudumuzdaki mide karaciğer, damarlar, göz, kulak. . . . . . her biri ancak kendi alanında Cenabı-ı Hakkın takdir ettiği görevleri yaparlar.
E-İnsanların maddi ve manevi alanlarda ilerlemesi veya gerilemesi de Allah’ın koyduğu toplumsal yasalara bağlıdır.
Kısaca evrende mikroplardan güneşe ve daha büyük varlıklara varıncaya kadar onların görevleri, her türlü hareketleri, değişimleri, Allah’ın takdiri ile (kader ile) belirlenmiştir. Hiçbir varlığın bu kadere karşı gelmesi mümkün değildir. Her varlık kendisi için ne takdir edilmiş ise tamamen ona uygun durumda olmaya mecburdur:
‘De ki her şey kendi yaratılışı üzere hareket eder. (İsra, 84)
‘’Güneş de kendine tayin edilen karargahta(eksende) yürür. Bu, her şeye galip (üstün)ve her şeyi bilen Allah’ın takdiridir. ”(Yasin 38)
ayetleri bu gerçeği anlatmaktadır.
KADER İNSANLIK İÇİN BÜYÜK BİR NİMETTİR
Allah’ın sayısız nimetleri arasında Kader’in de büyük bir yeri vardır. O’nun evrende koyduğu değişmez kanunlar çok büyük bir nimettir. Dünyadaki bütün uygarlıklar Allah’ın bütün varlıklarda değişmez özellikler takdir etmesi üzerine kurulmuştur. İnsana düşen şey, bu değişmez kanunları keşfetmek, ve o kanunlardan faydalanarak uygarlıklar yolunda ilerlemektir. Örneğin;
Cisimlerin suda durmaları ve suda batmaları için değişmeyen kanunlar vardır. Bu kanunlar Avrupa’da da, Amerika’da da da, Türkiye’de de aynıdır. Bu kanun Arşimet tarafından bulunmadan önce de aynı idi, bundan sonra da aynı kalacaktır. Şayet bu değişmez kanun olmasa, dün suya atılan ve batmayan bir cisim, hacmi ve ağırlığı değişmediği halde bugün batsa gemiler ve benzerlerinin hareket etmesi mümkün olur muydu?Bu şartlar altında deniz yolculuğunu kim göze alabilirdi?Türkiye’den Amerika’ya kadar uzun bir yolculuğa cesaret ve güvenle çıkıp okyanusları aşanlar, Allah2ın koyduğu değişmez kaderden faydalanmaktadır.
Cisimlerden bir kısmı yalıtkan bir kısmı iletkendir. İletken olanlarla elektrik nakli yapıyoruz, yalıtkan olanlarla da onun tehlikesinden korunuyoruz. Bu maddelerin iletken ve yalıtkan oluşları farklı zamanlarda değişseydi. . . . . örneğin dün iletken olan madde bu gün yalıtkan; yalıtkan olan bir madde iletken olsaydı, bu günün uygarlığına bu kadar ulaşamazdık. Çünkü günümüzün uygarlığını elektriksiz düşünmemiz mümkün değil.
Bu arada insana düşen görev bu kanunların kendi kendine olmadığını, Allah’ın yaratması ve devam ettirmesiyle gerçekleştiğini kabul etmek ve O’nu unutmamaktır. Bir taraftan bu kanunlardan en geniş şekilde faydalanarak uygarlıkta ilerlerken diğer taraftan da Allah’ın kulu olduğunu ve bunların da imtihan için verildiğini hatırlamaktır;
‘’De ki; haber verin bana :Eğer Allah gündüzü kıyamet gününe kadar uzatsaydı, içinde huzur bulacağınız geceyi Allah’tan başka size getirecek olan ilah kimdir?Hala ibretle bakmaz mısınız?(Kasas 72)
KADER BİZİM İÇİN BİR MAZERET SEBEBİ OLABİLİR Mİ ?
(KADERİ DELİL SAYMA)
Bir kimsenin önce bile bile hata etmesi ve sonra da ‘’Ne yapalım, kader böyleymiş”demesi doğru değildir. ”’Kaderde ne varsa o olur, Allah alnıma ne yazdıysa başıma o gelecektir, ne yapsam değişmeyecektir. ”demesi ve kabahati ve suçu kendine değil de bilmediği kadere bağlaması dinimizin asla hoş görmediği bir şeydir. Böyle bir düşüncenin neden doğru olmadığını açıklayalım:
1-Biz hakkımızda kaderin ne olduğunu bilemeyiz. Yani ilerde başımıza nelerin geleceğini, nelerle karşılaşacağımızı bilemeyiz. Öyle olunca bilmediğimiz bir şeyle bir karara varmak kendimizi cansız bir varlık gibi olayların akışına terk etmek, çalışmayı bırakmak bize layık değildir.
2 – Allah bizi dünya hayatında mükellef (sorumlu)kılmıştır. Kader insan hayatı için bir mazeret olsaydı Allah’ın ve Hz. Peygamberin bize ‘siz ne yaparsanız yapın kaderin önüne geçemezsinizArtık kendinizi yormayın, boşuna uğraşmayın”demesi gerekirdi. Halbuki durum bunun tam tersinedir. İnsanlar çalışmaya, ilerlemeye, tehlikeden korunmaya; kısaca dünya ve ahiret mutluluğunu kazanmaya davet edilmiştir.
3- Peygamberimizin ve Onun arkadaşlarının(sahabelerin)kaderi mazeret sayıp, çalışmayı terk ettiklerini hiç kimse görmemiştir;
Örneğin Bedir Savaşı’na katılan sahabelerin geçmiş ve gelecek günahları affedildiği; hatta 10 kişinin cennete girmeleri garanti edilmiştir. Allah ve Peygamberimiz verdikleri bu sözden asla dönmeyecekleri halde bu insanların hiç biri ‘’Artık nasıl olsa cenneti garantiledik”diyerek sırtüstü yatmadılar. İbadet ve ahlaklarında en ufak bir gerileme olmadı, üstelik gayretleri daha da arttı.
KAZAYA RIZA
Kazaya rıza, başa gelen çekilir gibi sözler Allah’ın takdir ettiği şeyi kabullenmektir. Bu konuda üç durum söz konusudur:
1 – Razı olunması gereken kaza:sağlık, hastalık, ihtiyarlık, ölüm. . . . . . . .
2 – Razı olmakla beraber kurtulmaya çalışmanın yasak olmadığı kaza: Hastalık, yangın, sel, deprem, . . . . . . . . . . . . . . . .
3 -Razı Olmanın haram Olduğu Kaza : Yalancı şahitlik yapmak, ahlaksızlık, hırsızlık. . . . . . . . . .
Kaynak: http://www. dinahlak. com/index. php?option=com_content&task=view&id=626&Itemid=193

 

Bir yanıt yazın