İSLAM’IN HÜKÜMLERİ DEĞİŞMEZ

MİSAFİR KALEM-Seda İŞGÜZAR
Bir konuda anlaşalım hanımlar, beyler!
Kuran’ın hükümleri değişmez. 800 yıl önce de cihad farzdı, şimdi de farz ve 800 yıl sonra da farz olacak, bu böyledir. Neye karşı savaştığınız da değişmez; ama neyle ve nasıl savaştığınız işte fark oradadır.
Asırlar evvel de düşman zulümdü; şimdi de. Haksızlık, adaletsizlik, yalan, dolan, duyarsızlık, şiddet, bencillik, hırsızlık, ahlaksızlık, canilik… İnsanı üzen, kıran, yaralayan, huzurunu kaçıran, yaşama sevincini söndüren, iki dünya mutluluğuna engel olan ne varsa… Mücadele hepsine karşı… Ha en büyük savaş nefsimizle olan o ayrı…
Müslümanım diyen duyarsız olamaz, göz yumamaz, bana ne diyemez, rahatına bakamaz, haksızlık karşısında sessiz kalamaz hele hele kiralık akıl kullanamaz… Düşünmek, çalışmak, öğrenmek, bildiğini öğretmek zorundadır. Farz olan cihad, asr-ı saadette kılıç kuşanmaksa, ahir zamanda kaleme sarılmaktır.
Bu yüzden, “Dünyayı sen mi kurtaracaksın?” diyenler; anlamalı artık: inandım diyen, insanı insanca yaşatmalıdır: Çünkü düşünmek, ilmetmek, zulme karşı savaş vermek farzdır!
İmkânı varken yeteneklerinin ve aklının zekatını vermeyenlerin, hüsrana uğramasından korkulmalıdır.
Ne esrar çekip koluna sigara basan genç kız,
Ne yolda kavga eden, küfürleşen iki çocuk,
Ne ormanın yanışı, ne suların kuruması ne de hayvanların yok olması,
Ne haksızlığa uğrayan komşumuz, ne kandırılan yurdum insanı
Ne dayak yiyen kadın, ne öldürülen çocuk, ne kimyasal silahlar, ne intihar eden gençler, ne özentinin kararttığı yaşamlar ve daha nicesi,
rahatımızdan daha az önemliyse; o zaman zamanında cihada gitmekten kaçan müminlere indirilen ayetlerin ahir zaman müridleri biziz demektir… (Bakınız; Tevbe 24-81-86; Fetih 16) Akletmek duasıyla…
Tevbe Suresi 24., 81. ve 86. ayetler: De ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım ve akrabanız, ter dökerek kazandığınız mallar, kesada uğramasından endişe ettiğiniz ticaret, hoşunuza giden konaklar, size Allah’tan ve Resulünden ve O’nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ve önemli ise o halde Allah emrini gönderinceye kadar bekleyin! Allah öyle fâsıklar güruhunu hidâyet etmez, umduklarına eriştirmez.
Savaşa çıkmayıp Resûlullah’tan ayrılarak geride kalanlar, oturmalarından memnun olup sevince garkoldular. Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad etmekten hoşlanmayıp “Bu sıcakta sefere çıkmayın!” dediler. De ki: “Cehennem ateşi, bundan da sıcak! Ona nasıl dayanacaksınız? Bunu bir bilip anlasalardı.
Allah’a iman edin ve Resulü ile birlikte cihada gidin.” diye bir sûre indiği zaman, onlardan servet ve imkân sahibi kimseler senden sefere katılmamak için izin istediler ve “Bırak, biz de evlerinde oturan kadınlar ve özürlülerle birlikte oturalım” dediler.
Fetih 16: “O gazaya katılmayıp geri kalan bedevilere de ki: “Siz yakında çok kuvvetli ve savaşçı bir milletle savaşmaya dâvet edileceksiniz. Onlar teslim olup boyun eğinceye kadar onlarla savaşacaksınız. Eğer bu sefer itaat ederseniz Allah sizi pek güzel bir şekilde ödüllendirir. Ama daha önce yaptığınız gibi arkanızı döner, cihaddan kaçarsanız, O, size gayet acı bir azap verir.”

Bir yanıt yazın