İnsanı Anlamak

KİTABIN ADI: İnsanı Anlamak

KİTABIN YAZARI Prof.Dr. Özcan KÖKNAL

YAYINEVİ VE ADRESİ Altın Kitaplar Cagaloğlu-İSTANBUL

BASIM TARİHİ Ekim 1997KİTABIN YAYIM MAKSADI Ruhbilim Işığında Başkalarıyla Sağlıklı İletişim Kurmanın Yol Ve Yönetimleri Anlatmaktır.
KİTABIN ÖZETİ :
1. İNSANI ANLAMAK
Yüzyıllar boyu insanlar mutluluğu iç ve dış dünyalarında aramışlardır. Mutluluğu günlük ihtiyaçlarını karşılamada ; dinlerin getirdiği “iç huzuru” ve “öteki dünya” inancında; acımada, alçak gönüllülük, doğruluk, yüreklilik gibi toplumun erdem saydığı niteliklerde; toplumsal sorunları paylaşmada; yaratıcılıkta bulunan insanlar vardır. İnsan mutluluğu nerede ararsa arasın, bu arayış için yaptığı davranışın takındığı tutumun iç dünyasında yarattığı duygulanım durumudur mutluluk
Mutluluk, denge, düzen, ölçü ve uyumla sağlanmaktadır. Denge, düzen, ölçü ve uyum bireyin bir toplumun ruh sağlığı için temel olan ilkeler olarak kabul edilmektedir. Öyleyse ahlak ruh sağlığı ve bilim açısından mutluluk sağlayan davranış ve tutumun dengeli düzenli ve ölçülü ve uyumlu olması gereklidir. Bu da insanın bilgili olması demektir. Başka bir deyişle mutlu insan özgürce davranabilecek bilgiye sahip olan bu bilgiyi kullanmayı bilen ve kullanabilecek ortamı bulabilen insandır.
Mutluluk başkalarıyla paylaşılan, başkaları ile birlikte yaşanan bir duygulanmanın durumudur. Yapılan araştırmalar insanların birbirlerini anlayıp sevebilmeleri için sağlıklı iletişim gerekli olduğunu ortaya koymuştur. Buna karşılık mutsuzluğun ve sevgisizliğin ilk nedeni olarak sağlıksız iletişim ileri sürülmüştür. İletişimin bu denli önemli olduğundan insanları anlamada, tanımada araç olduğundan şimdi. Bunun tanımının yapılması gerekmektedir.
2. İLETİŞİM NE DEMEKTİR ?
İletişim karşılığı olarak bir çok Hint-Avrupa dilinde kullanılan “komünikasyon” sözcüğünün kökü Latince “Communicare” fiilinden türetilmiş olup başkalarıyla birlikte olma, bağlantı sağlama, bilgiyi ya da haberi paylaşma, yayma, çoğunluğa genelleme herkesin paylaşmasını ve yararlanmasını sağlama herkese pay verme anlamına gelir.
Türkçe de iletişim ya da bununla eş anlamlı olarak kullanılan sözcüklerin hepsi bilginin haberin kişinin nesnenin karşılıklı olarak kullanılan bir yerden başka bir yere taşınması anlamına gelmektedir.
Ayrıca iletişimden söz edebilmek için şu koşulların bulunması gerekmektedir:
a. Karşılıklı olarak bağlantıda bulunan iki iletişim birimi
b. Bu iki iletişim birimi arasında bilgi haber alışverişi
c. Bu alışverişin iki iletişim birimi üzerinde de etkili olması ve davranış değişikliğine yol açmasıdır.
3. İNSAN İNSANIN AYNASIDIR
İletişimin devrimi farklı ülkelerde bulunan bir çok hayattan gelen bilgi ve haberlerle insanları sürekli bombardıman ederek hemen her ülkenin insanları kültür bakımından farklı iletilerin etkisi altında kalarak geleceğin insanları yeni bir kültür bütünleşmesi ve bileşimi yanında kültür çatışmalarının doğuracağı yeni sorunlarla karşılaşacağı beklenmektedir.
4. İLETİŞİMDE DUYGULARINIZ ÖN PLANDA MI ?
Bir çok ekonomik siyasal yöresel özellikler ülkemizde yaşayan insanların başkalarıyla bağlantısında ilişki kurup sürdürmesinde duygularını mı ön plana getirmektedir?
Çoğu insan ilgisizliğin, geçim sıkıntısının, gelecek endişesinin, işsiz kalma korkusunun yarattığı, güvensizlik, karamsarlık ve umutsuzluk içinde yaşamını sürdürüyor olabilir. Bu nedenle insanlar arası ilişkide kaygıdan, kızgınlıktan öfkeden kaynaklanan iletilerle bağlantı kuruluyor. Böylece insanların birbirlerini anlayıp dinlemeleri, bilgi, haber alıp vermeleri zor, hatta olanak dışı bir durum yaratmaktadır. Bu durum bir yandan bireyin ve toplumun ruh sağlığını bozmaktadır. Öte yandan kavram kargaşasına, çatışmalara sürtüşmelere yol açmaktadır. Toplumun dengesini, düzenini olumsuz biçimde etkilemektedir.
İnsanlar arası ilişki ve iletişim “Sanayi ötesi toplum” aşamasına ulaşmış ülkelerde ve gelişmekte olan ülkelerde değişik biçimde ele alınması gerekli ve önemli bir konu olmaktadır.
5. BİLGİSAYAR VE SİBERNETİK ÇAĞI
Evrensel ve ulusal planda insanların birbirini anlamaları , birbirlerini anlatmaları, bilmediklerini dinlemeleri için sağlıklı iletişim gerekmektedir. Bilgisayarla insan bağlantısı Güdümbilim (Sibernetik) adı verilen bir bilim dalının doğup gelişmesine yol açmıştır. Yaşamakta olduğumuz çağa “Sibernetik Çağı” adını verenler vardır. Gelecek yüzyılda bilgisayar ve sibernetik insanı duygu ve düşüncesini değiştirecek insanlar arası ilişkilere olgulara başka bir açıdan bakılacaktır.
6. RUHSAL YAŞANTIYI YANSITAN AYNALAR
Ruhsal yaşantının aynası başkalarıdır diyebiliriz. İnsan başkalarına bakarak kendini görüp anlar. Davranışının , tutumunun başkaları üzerindeki etkisini yorumlayarak kendini tanıyabilir. İnsanın bu aynaya bakabilmesi kendinden ve başkalarından kaynaklanan görüntüleri birbirinden ayırıp anlayabilmesi ruh bilim ve toplumsal ruh bilimine ilişkin bilgisine , sezgisine bağlı olmaktadır.
7. “İNSANCA YAŞADIM” DİYEBİLMEK İÇİN
İnsan, bedensel, ruhsal ve toplumsal bir varlıktır. Yaşamını sağlıklı sürdürebilmesi için bu bütünlüğü tüm gereksinimleri doyurulmalıdır. Bir çokları içinse biyolojik gereksinimlerinden kaynaklanan davranışların engellenmesi ya da gerçekleşmesi bile insanını ruhsal ve toplumsal yönlerine bağlıdır. Beslenme, cinsellik gibi iç güdülerden, türlü türlü eğilimlerden doğan ve kişiyi davranışına sürükleyen gereksinimlerden ancak; ruhsal birikimlerle toplumsal nitelik kazanır. Toplum içinde yaşayan insanın beslenme korunma, cinsellik gibi temel biyolojik gereksinmelerine doyum sağlaması başkaları ile kurup sürdürdüğü ilişkilere bağlıdır. İnsanın yaşamını sürdürmesi insanca yaşayabilmesi “İnsanca Yaşadım” diyebilmesi için ruhsal yaşantıya gereksinim vardır. Ruhsal yaşantı ancak başkaları ile birlikte oluşabilir.
8. İLETİŞİM TÜM YAŞAM DEMEKTİR
Gerçekte iletişim insanların insanlığın temel sorunudur. İletişim insanın kendini araması bulması için gerekli olan varoluş sürecidir. Bu süreç kim, ne, nasıl, nerede, ne zaman sorularına verilecek cevaplarla insan kendi ile başkaları arasındaki sınırları belirler. Kendini gerçekleştirir, yaratır. İnsan iletişim süreci içinde gelişir , olgunlaşır , dünyasını genişletir, bilgisini, görüşünü, deneyimini artırır Böylece “ben” ile “ben olmayan” ın bilincine varır. Sınırlarını çizer ayrı ve değişik bir “ben” olmanın bilinci ve sorumluluğu içinde başkalarıyla ilişki kuran insan toplum insanlığın bir parçası olur. Yalnızlıktan karanlıktan bilgisizlikten kurtulur varlığını sürdürür insanlığı anlar. İnsanlararası iletişimde sınırlar ancak iletişimde aşılıp genişletilir. Böylece insan başkalarıyla iletişim kurarak daha çok ortak yön bulur. Başkalarının davranışlarını kolay anlar. Başkalarına karşı daha hoşgörüyle davranır. Kendiyle ve başkalarıyla barış içinde olmanın yolunu yöntemlerini bulur. Kendinin ve başkalarının ruh sağlığını korur.
9. TÜM YAŞAM BİR EVET-HAYIR OYUNUDUR
İnsanlar arası ilişkide kullanılan tüm iletilerin iki büyük grupta toplandığı saplanmıştır. Başkalarından gelen uyarısını kabul eden “evet” diyen ve karşı çıkan “hayır” diyen iletilerdir. Tüm uyarılar karşısında insanın evet yada hayır biçiminde davrandığı görülmüştür. Bu davranış biçimi bilgisayar modeliyle karşılaştırılmıştır. Bilgisayarın çalışma biçimiyle insan beyin hücresinin çalışma biçimi arasında büyü benzerlik olduğunu belirterek insanın tüm davranışlarında beyin hücresinin çalışma biçiminin temel olduğu kabul edilmiştir. Böylece her davranışın altında o davranış oluşturan enerjiyi bilgiyi programı ve plan araştırılmıştır.
10. İLETİŞİM KANALLARI:
İnsanlar arası iletişimde her duyu organına uygun kanal vardır. Sesli iletişimde işitme; mimik ve jestlerle yapılan sözsüz iletişimde görme, kanal işlevi yapar. Sesli iletişimde, ses dalgaların alıcının kulağı, işitme siniri ve merkezi; görme kanalında ise, kaynaktan çıkan mimik ya da jestin yarattığı ışık dalgaları alıcının gözü, görme siniri ve merkezi yer alırı.
11. İLETİŞİM ORTAMI:
İletişim yapıldığı ve içinde iletişimi etkileyen öğelerin bulunduğu ortama “İletişim ortamı ” adı verilmiştir. Bu ortama, sıcak, soğuk gibi doğal, büyük- küçük, aydınlık,- karanlık, gürültülü- sessiz gibi fiziksel koşullarıyla da iletişimi etkiler . Bu etkileri iletişim birimleri, hem de kanal üzerinde görülebilir. İletişim ortamı kaynağı, alıcıyı ve kanalı değişik biçimde etkilediğinden, iletişimin kurulup sürdürülmesinde önemli rol oynar.
12. KİŞİSEL OLAN YA DA OLMAYAN İLETİŞİM
İletişimin biçimi kaynağın durumuna, kanalın sayısına, aracın niteliğine ve özelliğine alıcının durumuna ve sayısına göre kişisel ya da kişisel olmayan diye iki grup altında toplanmaktadır. Kişisel olmayan iletişimin temel özelliği yüz yüze kurulmamasıdır. Bütün iletişimde kaynakla alıcı ve alıcılardan çok iletişim ağırlık ve etkinlik taşır. Kişisel olmayan iletişim birbirini tanıyan ya da tanımayan bir iki kişi arasında olduğu gibi bir topluluk kitle arasında da olabilir. Kişisel olmayan iletişimin temel özelliği yüz yüze kurulmamasıdır. Bu tür iletişimde kaynak ve alıcı ve alıcılardan çok iletişim aracı ağırlık ve etkinlik taşır. Kişisel olmayan iletişim birbirini tanıyan yada tanımayan bir iki kişi arasında olduğu gibi bir kişiyle bir topluluk arasında da olabilir. Kişisel olmayan iletişim çok sayıda alıcıya ulaştığında kitle iletişimi adını alır. Bu türün içinde kaynak tek olsa bile gönderilen ileti çok sayıda alıcıya ulaşmakta alıcıların büyük bir bölümü yada tümü tarafından çözülüp anlaşılmaktadır. Dergi , gazete , kitap , radyo , televizyon gibi.
13. KİŞİSEL ALAN VE MESAFE
Kişisel alan adı verilen bu alanın korunması, savunulması için yapılan davranışlar sözsüz iletişimin ilk ve temel iletisi olarak kabul edilir. İnsan bulunduğu her yerde evde, işte, gezmede, eğlencede, konserde kişisel alan elde etmek bu alanı korumak , savunmak çabası içinde yer alır. Psikolog Hall’a göre insanın kişisel alanında 4 ayrı mesafe söz konusudur.
a. Genel mesafe
b. Toplumsal mesafe
c. Kişisel mesafe
d. Samimi mesafe
14. ALAN KAVGASI “BURASI BENİM”
Çevreden gelen uyarının niteliğine ya da kişi tarafından yorumuna göre insanlar sözsüz ya da sözlü iletişimle başkalarının kendi kişisel alanlarına belirli ölçüler içinde yaklaşmalarına hatta girmelerine olanak tanır ya da bu yaklaşmayı bir saldırı sayarak karşı çıkar , savunur ve karşı saldırıda bulunurlar. Kişisel alanın korunması ve kurulması insanlar arasında çatışma , sürtüşme , tartışma ve kavgaya yol açar. Bir kuruluşa yeni atanan yönetici önce kişisel alanını kendi kişiliğini yansıtacak biçimde düzenleyip süsleyerek saygınlık kazanmaya çalışır. Çalıştığı kuruluşta bir dolap ve masa edinmek memur için kişisel alan edinmek ve saygınlık kazanmak demektir.
15. BARIŞA ÇAĞRI “SELAM”
Birbirlerine yaklaşan karşılıklı olarak kişisel alanları içine giren iki kişi arasında tanışıklık varsa ya da başlayacaksa bunun simgesi yüz yüze gelmeden önce selam almak ya da vermektir. Sözcük olarak selam “barış” anlamına gelir. İnsanlar arası iletişimde bu alanı veren selam sözcüklerini ilk kullananlar İbraniler ve Hititler olmuştur. ayrıca selamlama; başla, bedenle, elle verilerek olduğu gibi (Selamün aleyküm) den “merhaba” , günaydın , iyi günler gibi her türlü sözcüklerle de olur. Kişilik yapısına inancına, dünya görüşüne içinde bulunduğu çevre ve gruba görgüsüne terbiyesine ilişkin bilgileri aktarır.
16. YÜZÜN BİÇİMİ VE MİMİKLERİ
Mimikler sözsüz iletişimin temel öğesi duygu ve coşkuların yüze yansıtılması yüzde anlatım bulmasıdır. İnsanlar birbirlerine yaklaştıkça yüz yüze, göz göze iletişim başlar bu tür iletişimde yüz ve gözlerin yapısı yolunda mimiklerde önemli rol oynar. Çoğu kez bu başkalarına ilişkin ilk bilgiyi doğru yada hatalı onun yüzünün biçimi yada gözlerinin bakışını yorumlayarak edindiğimiz. Sanırız ayrıca araştırmalarda bu kitaba göre yüzün şekline göre yapısına göre kaşların biçimine göre göz yapısının ve göz bebeğinin durumuna göre burun yapısına göre kişiler değerlendirilmiştir ve karakterler tahmini yapıldığı ortaya çıkmıştır.
17. İNSANLAR KONUŞA KONUŞA ANLAŞIR YA DA SÖZLÜ İLETİŞİM
Ata sözümüzün de dediği gibi insanın kendini anlatması ve başkalarını anlaması konuşarak gerçekleşir insanlar arası sözsüz iletişimle başlayan ilişki ya konuşmayla sürdürülür ya da iletişimin bozulması kopmasıyla son bulur. İnsan konuşarak acısını kederini ya da sevicini, neşesini, tüm duygularını karşısındakine aktarır. Geçmişi şimdiki durumu ve geleceğiyle kişiliğini ortaya koyar. Düşünceleri ile dünya görüşünü yansıtır. Kısaca kendini anlatır.
Özetle konuşmak bir sanattır. Bu sanatı iyi bilen insan başkalarıyla sağlıklı ilişki kurar. Hekim hastasını daha iyi anlar ve tedavi eder. Öğretmen bildiklerini öğrencilerine doğru olarak aktarır. Konferansçı dinleyenleri etkiler , önder kitleleri peşinden sürükler , politikacı düşündüklerini topluma benimsetir.
18. “SÖZCÜK DİKTATORYASI” RUH SAĞLIĞINI BOZUYOR
1933 yılında Korsbiski sözcüklerle ruh sağlığı arasındaki ilişkiyi incelemiş kısıtlanmış sınırlandırılmış , yasaklanmış sözcüklerin “Sözcük Diktatoryası” yarattığını doğal olarak insanlarda bu diktatoryaya karşı tepki oluştuğunu belirtmişlerdir. Bu tepki insanlarda gerginlik yarattığı gibi başkalarına karşı saldırganlık ve şiddet eylemlerinin de kaynağı olabilir. Yazara göre boyun eğişte başkaldırışta insanın ruh sağlığını bozduğundan insan sözcüklerin arkasındaki gerçeği görüp tanımalıdır.
19. İLETİŞİMİN YARATICISI VE ÜRÜNÜ OLAN BENLİK
Kişiliğin temel özelliklerini veren “ben” ya da “benlik” (ego) iletişimin merkezi odak noktası olarak kabul edilir. Benliğin görevleri arasında en önemli olanları şöyle sıralayabiliriz:
a. İç güdülerden dürtülerden kaynaklanan güdüleri engellemek denetlemek ve düzenlemek
b. Çevredeki nesne ve kişilerle bağlantı kurmak
c. Gerçeği tanımak denemek ve anlamak
d. Gerçeğe uyum sağlamak
e. Çevreden gelen uyarıları sınırlamak, sıralamak, tamamlamak
f. Algılamak, saklamak, hatırlatmak, düşünmek, karşılaştırmak, çıkarımlar yapmak, yargıya varmak
g. Kavramları birleştirmek ve bütünleştirmek
h. Kişinin karşılaştığı engelleri aşabilecek güçleri toplamak
ı. Kişiliği kaygıdan kurtaran savunma düzenlerini kullanmak
20. GRUBA ÖNDERLİK
Önderler bulundukları grup içinde ki temel tutumlarına göre yetkici ve özgürlükçü olarak iki büyük bölüme ayrılabilir.
Yetkici önderler çoğunlukla geleneksel gruplar ya da toplumlarda yetişirler. Tüm güçleri ellerinde tutmak isterler. Değişmez katı, sert, kalıplaşmış kişilik yapıları vardır. Yönetimde alt üst ilişkilerine önem verirler gücü elinde tutan kişi ya da gruba kolayca boyun eğer. Diğer gruplara ve toplumlara karşı suçlayıcı tutumları ağır basar. Özgürlükçü önderler demokratik gruplar ya da toplumlarda yetişir. Önderlik görevi onlara insanların gösterdiği güven ve saygınlık sonucu verilir. Bu tip önderler duyarlı, anlayışlı, geniş görüşlü ve hoşgörülüdürler ve kişilikleri güçlü ve etkileyici bazı alanlarda geniş ve derin görgü bilgi ve deneyimleri vardır.
II. BÖLÜM
1. CANLILAR VE MAKİNALARIN ORTAK YÖNLERİ
Özetle güdümbilim canlılarla kendi kendini düzenleyen makinalar arasındaki çalışma işlev iletişim ve etkileşim benzerliklerini araştıran bu açıdan kendi başına ayrı olan varlıkların ortak davranış biçimlerini inceleyen bir bilim dalı ya da felsefesidir denilebilir.
2. ÖĞRENMEDE ROL OYNAYAN ETKENLER
Öğrenmenin olabilmesi için her şeyden önce belirli bir uyanıklık durumunun bulunması bilincin açık olması gereklidir. Öğrenmede güdülenme önemli bir etkendir. Öğrenme bir canlının kalıtım ve soyaçekimle getirdiği davranış kalıpları içinde olabilir. Öğrenme belirli bir zeka düzeyinin üstünde olasıdır. Öğrenme yaşla değişir.Önceki öğrenmelerde aktarma özellikle yetişkinler için söz konusu olabilecek bir durumdur.Eski ve yeni uyarıcılar arasındaki farklı öğrenmeyi zorlaştırır. Eski öğrenmeler belirli aralıklarla tekrarlanırsa yeni öğrenmeler daha kolaylaşır. Öğrenme öğrenen tarafından denetlenebildikçe geri iletişim sağlanabildikçe kolaylaşır.
3. KOLAY ÖĞRENMEK VE ANIMSAMAK İÇİN ÖNERİLER
Öğrenilmesini istediğiniz konudan sonra çözümü öğrenilmesi zor olan yeni bir konu ya da sorunla ilgilenmeyin. Çalışılan konuyu yapılan iş ne olursa olsun kısa tutun. Öğrenilenlerin bellekte kolay depolanıp saklanması istenildiğinde doğru ve kolay anımsanması için günlük yaşamınızda bunları kullanacak fırsatlar yaratın. Önce bellenecek konunun yapılacak işin özünü temelini önemli bölümlerini anlamaya çalışın Yeni öğrendiğiniz belleğinizde tazeliğini koruyan bilgilerle kavramlarla daha önce edinilmiş kolay anımsanan bilgiler kavramlar arasındaki bağlantıyı kurmaya çalışın. Çalışma iş ve öğrenme için bir itici güç enerji bulun. Çalışmanın işi öğrenmenin amacını doğru ve iyi olarak saptayın. Çalışma ve öğrenmeyi bedensel ve ruhsal yorgunluğunuz olmadığı zamanda yapın. Çalışılan çevrede bilincinizi, dikkatinizi dağıtacak olguların olmamasına dikkat edin. Günlük , haftalık , aylık , yıllık çalışma planları yapın.
III.BÖLÜM
1. AİLEDE İLETİŞİM VE ETKİLEŞİM
Aile evlilik ve kan bağına karı koca, ana baba, çocuk ve kardeşler gibi ilişkilere dayalı olan en küçük toplum birim , kurumu , bir iletişim grubu örneğidir. Aile içinde bulunduğu bölgenin çevrenin , toplumun özelliklerini taşır yetişen kuşaklara bu özellikleri aktarır böylece toplumun sürekliliğini sağlar ailenin toplumda gelenek görenek töre gibi alışkanlık, saymaca ya da yaptırım durumunda olan toplumsal davranış kalıplarını ve normlarını depolayan saklayan bunların tanınmasını hatırlanmasını sağlayan yerleştiren ve aktaran işlevleri vardır.
Bu durumda aile belleğe benzetilebilir. Belleğin fiziksel ve kimyasal enerjiyi belirli kalıplar içine sokması gibi . Ailede grup enerjisini belirli kalıplar içerisinde tutar kendisini oluşturan bireyleri bu kalıplara benzetmeye içinde bulunduğu toplumda bu kalıplarla tanınmaya çalışır.
Öte yandan toplumsal ruh bilim açısından ailenin temelinde de grup olgusu oluşturan enerji ve güç vardır. Daha önceden sözü edildiği gibi aileden gelen sistemler kuramı içinde iletişimde bulunan bir grup yapısı söz konusudur. Sistem bir birinden ayrı olarak belirli sınırlar içinde özerk işlev yapan güçlerin belirli bir denge, düzen ve uyum içinde karşılıklı ilişkide bulunmalarıdır. Bu açıdan bakıldığında aile sistemi kendisini oluşturan bireylerden ortaya çıkar. Değişiklikler ve dışarıdan gelen etkenler karşısında sürekli olarak dengesini düzenini uyumunu korumaya çalışır. Bu nedenle ortak amaçlar beklentiler değerler ilkeler , kurallar oluşturur yada daha önce oluşmuş olanları aynen kabul eder.
IV.BÖLÜM
1. TOPLUMDA İLETİŞİM VE ETKİLEŞİM
Bilindiği gibi toplum insanların yaşamlarını sürdürmek temel gereksinimlerini karşılamak amacıyla bir araya gelmeleri ve yaşama biçimlerinden kaynaklanan ortak kültürü paylaşmaları sonucu oluşur.
Kültür, toplumun yüzlerce binlerce yoldan beri oluşturduğu ortak – amaçların beklentilerin değerlerin inançların duygu ve düşüncelerin, özetle ortak davranış kalıplarının depolandığı saklandığı soyut bir kavram olup, toplumsal olarak kabul edilebilir. Toplumun içine giren toplumda yaşamını sürdüren insan toplumsal bellekte bulunan davranış kalıplarını kullanarak iletişim kurmak ve sürdürmek zorundadır.
Davranış kalıbı (behaviour pattern) bir toplumda alışkanlık ya da saymaca durumuna gelmiş tek eylem biçimidir. Bu kalıpların belirgin ve ortak özelliği belirli durumlar karşısında insanı evet ya da hayır biçiminde bir davranışa sürüklemesidir. Davranış kalıpları grubun çevrenin toplumun birliğini bütünlüğünü sağlamak amacıyla insana ya cezalandırıcı, denetleyici, kınayıcı, zorlayıcı ya da ödüllendirici, özendirici yaptırımları aktarır. Kısaca toplum beklentileri doğrultusunda davranış kalıplarından gelen yaptırımlara “evet” veya “hayır” diyen insan, bu cevabıyla içinden yaşadığı grup çevre ve toplum tarafından ödüllendirilir.
Toplumsallaşma “Ben” in “Biz” olması bireyin toplumda bütünleşmesi sürecidir. Bu süreç içinde beslenme ve cinsellik gibi içgüdülerine doyum sağlayan davranış kalıplarına ek olarak insanlar arası iletişim ve etkileşim sonucu birey yasadığı çevrede toplumda ortak olan kültürün getirdiği davranış kalıplarını benimser öğrenir ve özümser böylece temel kuramların öncelikle aile aracılığıyla aktardığı davranış kalıplarına zamanla eğitim, öğrenim, radyo, televizyon, kitap, gazete dergi gibi tek yönlü iletişim aracı araçlarının aktardığı yeni kalıplar eklenir. Toplumsallaşma sonucu insan ailesinin yakınlarının komşularının, mahallenin, köyün, kentin, ulusun, dünyanın, evrenin bir parçası olduğunu öğrenir. Aile, sokak, işyeri, okul gibi yerlerde başarıyla ilişkiler kurmaya, kurallara uymaya, görev ve sorumluluklarını yüklenmeye alışır. Bir şey kendi kültürü içinde yaşayan diğer insanlar gibi davranmaya başlar. Bu süreç içinde bir şeyin benliği gelişir. Ne olduğu, ne olmak istediği çevresinde nasıl tanınıp, değerlendirildiği konularında bilinçlenir. Anlayışı, duygu, tutum, davranış ve beceri gibi özellikler bakımından içinde yaşadığı toplumun yetişkin bir üyesi durumuna gelip toplumsal olgunluğa erişir.
V.BÖLÜM
1. DİNLEME, ANLAMA VE ANLATMA
İletişimin temel amacı insanlar arasında etkileşimi sağlamaktır. Etkili iletişimin kaynağı aktardığı duygu ve düşünceleri alıcı tarafından kaynağı amacına beklentisine, isteğine uygun biçimde çözülüp anlaşılması bunlara uygun biçimde davranışta bulunması demektir. Böylesine sağlıklı bir iletişim kurup sürdürebilmesi için kaynak alıcının birbirlerini, kişilik yapılarını ve çevre koşullarını da içeren bir bütün olarak değerlendirmeleri gerekmektedir. Bu tür yaklaşımın sözlü , sözsüz iletileri oluşturan bütün davranışlar arasında bir bağlantı aranmasıyla birleştirici bütünleştirici bir yorum yapılması da olasıdır. Başka bir deyişle iletişim süreç içinde kaynakla alıcının birbirlerini Toptancıl davranış ( molarbehavior) ilke ve kurallarına göre değerlendirmelerine bağlıdır. Toptancıl davranış değişik biçimde başkalarına yansıyan davranışların altında yatan temel amaç ve gereksinimden kaynaklanan davranış olup çözülüp anlaşıldığı ölçüde saygılı iletişim olasılığı artar.
Anlama “bir şeyin ne demek , neye işaret olduğunu kavramak yeni bilgileri eskileri ile bir araya getirerek sonuç niteliğinde başka bir bilgi edinmek” anlamını vermektir.
Ancak anlamak için” söyleyenden dinleyen arif gerek” atasözü insanların can kulağı ile dinlemesinin gerekli olduğunu vurgulamaktadır. Anlama ve anlatma dinlemeyle birleşip, bütünleşir. Anlamalı ve anlatmak için dinlemeyi bilmek gerekir. İyi dinleyici olmak insanlar arası iletişimde aranılan niteliktir. Çünkü anlamak , dinlemek , izlemek sonucunda insanı anlamak mümkündür.
Not : Kitap özetlerindeki fikirler yazarların özel fikirlerini yansıtmaktadır.

Bir yanıt yazın